Sayın Bakanım,
Kamu Kurumlarımızın Çok Değerli Yöneticileri,
MÜSİAD’ın Saygıdeğer Şube Başkanları, Yönetim Kurulu Üyeleri, Sektör Temsilcileri ve İstişare Kurulu Üyeleri,
Hanımefendiler Beyefendiler,
Kıymetli Basın Mensupları,
Öncelikle adım attığımız bu yeni yılın ülkemiz için hayırlar getirmesini, dünyanın içinden geçtiği bu kritik dönemde barışın ve huzurun ön plana çıktığı, bölgemizde yaşanan değişimlerin hayra tebdil olduğu bir yıl olmasını diliyorum.
Her yılın başında gelenek haline getirdiğimiz bu istişare toplantısına imkan tanıdığı için MÜSİAD Ailesi adına Kıymetli Bakanımıza hususen teşekkür ediyorum.
Hepiniz hoşgeldiniz şeref verdiniz.
Bugün burada bulunmamızın temel amacı, bir talep listesi sunmak değil; reel sektörün sahadan gelen nabzını, yapıcı bir çerçevede sizlerle paylaşmak ve 2026’ya ilişkin yol haritasına katkı sunmaktır.
2025 yılı, reel sektör açısından kolay bir yıl olmadı. Uluslararası ticarette güç dengelerinin yer değiştirdiği, ticaret savaşlarının daha görünür yaşandığı ve hemen tüm dünya ülkeleri için korumacılığın ön plana çıktığı bir yılı geride bıraktık.
Üyelerimizle yaptığımız değerlendirme anketi bize şunu net biçimde gösteriyor:
Firmalarımızın önemli bir bölümü bu yıl yurt içi satışlarda, ihracatta ve yatırımlarda daralma yaşadı. Bu daralma, zincirleme biçimde istihdamı ve nakit akışını da etkiledi. Reel sektörün 2025’e dair algısı, büyük ölçüde “denge yılı” değil; maliyetlerin ve belirsizliğin yönetildiği bir geçiş yılı şeklinde oldu.
Ancak şunu hemen özellikle vurgulamak isterim:
Reel sektör bugün umutsuz değil; fakat temkinli. Üyelerimizin büyük bölümü 2026’ya girerken “bekle–gör” pozisyonunda. Bu bekleyişin nedeni yatırım yapma isteğinin ortadan kalkması değil; finansman maliyetleri, öngörülebilirlik ve iç ve dış talep zayıflığı gibi risklerin aynı anda yönetilmek zorunda olmasıdır.
Anketimiz çok net bir öncelik sıralaması ortaya koyuyor.
2026 yılında ekonomiyi en fazla etkileyecek konu olarak finansmana erişim ilk sırada yer alıyor. Bugün reel sektör açısından mesele sadece kredi bulmak değil; kredinin vadesi, maliyeti ve yatırımın nakit akışıyla uyumudur. Nitekim firmalarımız, 2026 yatırımları için klasik banka kredilerinden ziyade; öz sermaye, ortaklık ya da sermaye piyasası araçlarını konuşmaya başlamış durumdadır. Bu tablo, kredi kanalının reel sektör nezdinde daraldığını göstermektedir.
İkinci temel başlık enflasyon ve maliyet baskılarıdır. Enflasyonla mücadelede sonuç alındığını görüyor, programının kararlılığını önemsiyor ve başından bu yana açıkça destekliyoruz.
Ancak sahada şu gerçekliği de görüyoruz: Enflasyonla mücadele süreci uzadıkça, finansman maliyeti ve iç talepteki daralma, özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalar için daha kırılgan bir yapı oluşturmaktadır.
Son iki yıldır daha önce sıklıkla karşılaşmadığımız bir durum göze çarpıyor; bir taraftan ithalatta son kullanım ürünlerinin toplamı, ham madde toplamını geçmiş durumda ki bu ülkemizde üretimin soğuma riski taşıdığını göstermekte, bir diğer taraftan ise lüks ithal ürün tüketimi de ikiye katlamış durumdadır ki bu da ülkemizdeki sosyoekonomik katmanların arasındaki makasın daha da açılmakta olduğunu işaret etmektedir.
Bu nedenle programın bundan sonraki süreçte, reel sektörü ve üretimi ayakta tutacak tamamlayıcı mikro politikalarla desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
Özellikle önümüzdeki süreçte, para politikalarını tamamlayıcı tarım, ticaret ve sanayi alanlarında eşgüdümlü politika setlerinin devreye alınması kaçınılmazdır.
Sayın Bakanım,
Üyelerimizin reform beklentileri içinde açık ara ilk sırada vergi mevzuatının sadeleştirilmesi yer almaktadır.
Burada altını çizmek isterim: Reel sektörün temel talebi vergi oranlarının düşürülmesinden önce, verginin uygulanma biçiminin sade, öngörülebilir ve yönetilebilir hale gelmesidir. Mevzuat karmaşıklığı, denetim süreçlerindeki belirsizlik ve uyum maliyetleri; firmaların zamanını, enerjisini ve sermayesini üretim dışı alanlara yönlendirmektedir.
İkinci önemli reform beklentisi ise: KOBİ’ler için alternatif finansman mekanizmalarının geliştirilmesidir. Reel sektör, sadece kamu bankaları veya klasik kredi modelleriyle değil; daha geniş, daha esnek ve daha piyasa dostu bir finansman mimarisiyle yol almak istemektedir.
Özetle şu şekilde toparlayabilirim:
Reel sektör, 2026’ya yatırım ve istihdamı yeniden artırma iradesiyle girmek istemektedir. Bunun için üç temel başlıkta atılacak adımlar belirleyici olacaktır:
1. Finansmana erişimin kolaylaştırılması ve maliyetlerin rasyonelleştirilmesi, 2. Vergi sisteminde sadeleşme ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi, 3. İç talepteki daralmanın, üretim ve istihdamı koruyacak şekilde yönetilmesi.
Sayın Bakanım
Kıymetli Konuklar
Sözlerimin başında da ifade ettiğim üzere dünya zor günlerden geçiyor. Jeopolitik riskler günümüzde artık geçici dalgalanmalar olarak görülmemeli. Orta ve uzun vadede jeopolitik risklerin enerji arz güvenliği sorunları, kritik madenlerin kontrolü, tedarik zinciri kırılmaları ve finans piyasaları üzerinden ekonomiler üzerinde etkileri görülecektir.
Dünya ekonomisi bugün; savaşların haritaları değil piyasaları yeniden çizdiği, enflasyonun toplumların refahını sessizce kemirdiği, faiz silahının büyümeyi boğduğu, ABD–Çin çekişmesinin küresel sistemi kamplara ayırdığı, enerji ve gıdanın
stratejik güç unsurlarına dönüştüğü, borcun artık kalkınma değil kırılganlık ürettiği, iklim kriziyle maliyetlerin sertleştiği ve dijital ekonominin paranın doğasını tartışmaya açtığı bir sarsıntılar çağından geçmektedir.
Dünyada tüm bu yaşananlar yetmezmiş gibi, ülkemiz geçtiğimiz 2 yıl boyunca kamu maliyesi üzerine yüklenen 6 Şubat Depreminin ağır yükü ve bir kısım politik uygulamaların maliyetlerini de göğüslemek zorunda kalmıştır. Buna rağmen, enflasyonla mücadelede, mali disiplini sağlamada ve uluslararası mali ilişkilerin iyileştirilmesinde önemli ölçüde başarı sağlanmıştır. Bu minvalde başta sayın bakanımız olmak üzere tüm ekonomi yönetimine teşekkür ediyoruz.
Bizler iş dünyası olarak; eleştiren değil, çözümün parçası olmak isteyen bir anlayışla buradayız. Devletimizin mali disiplin hassasiyetini ve makro hedeflerini önemsiyoruz. Aynı zamanda reel sektörün sürdürülebilirliği sağlandığında, bu hedeflerin çok daha güçlü biçimde destekleneceğine inanıyoruz.
Sözlerime son verirken, bu istişarenin, 2026’ya girerken güven tazeleyen, yatırım iştahını canlandıran ve ortak aklı güçlendiren bir sürecin başlangıcı olmasını temenni ediyor; tekrar katılımlarıyla bizleri onurlandıran sayın bakanımıza teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.