ŞUBE GENEL KURULU
17 MART 2021
ADANA
Sayın Kaymakamım,
Sayın Belediye Başkanlarım,
Değerli Yönetim Kurulu Üyelerim,
İş ve Siyaset Dünyasının, STK’ların, Odalarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri, MÜSİAD Adana Şubemizin Değerli Başkan ve Üyeleri,
Kıymetli Basın Mensupları,
Adana Şubemizin Genel Kuruluna hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli Misafirler,
Türkiye’nin en kalabalık altıncı şehri Adana’dayız. Ülkemizin önemli ticaret merkezlerinden biri olan şehrin, özellikle son yıllarda kültür organizasyonları ve lezzetli mutfağıyla da anılmaya başlandı. Adana’nın dillere destan yemekleri, kebabı, sadece ülkemizde değil birçok ülkede şehrin adının hemen arkasından zikrediliyor. Adana oldukça kilit bir jeostratejik konuma sahip. Bu da şehrimizin hem doğal kaynakları hem bu kaynakların işletilmesi ve tedarik zincirleri içinde ülkemize ve yurt dışına aktarımı anlamında doğru planlamaları mecbur kılıyor.
Adana; pamuk, buğday, soya fasulyesi, arpa, üzüm ve narenciyenin büyük miktarlarda üretildiği Çukurova tarım bölgesinin pazarlama ve dağıtım merkezidir. Türkiye yetilen mısır ve soya fasulyesinin yarısını Adana'da üretilmektedir. Türkiye'deki yerfıstığının %34'ü ve portakalın %29'u Adana'da yetiştirilmektedir. Bölgedeki çiftçilik ve tarım kaynaklı şirketlerin çoğu genel müdürlüklerini Adana'da açmıştır.
Tekstil ve deri sanayi Adana'nın üretiminin %30'unu oluşturan büyük sanayi kollarıdır ve bitkisel yağ ile işlenmiş yiyecek üreten tesisler de sayıca fazladır.
Tarım ile birlikte hayvancılık da coğrafi koşulların imkân vermesiye Adana ekonomisine ülke ekonomisinin ortalamasının üstünde katkı sağlamaktadır. Büyükbaş ve küçükbaş
hayvancılığın yanı sıra, Akdeniz'e kıyısı bulunan Adana'nın ilçeleri Yumurtalık ve Karataş'ta deniz mahsülleri üretimi de önemli bir yer tutmaktadır.
Adana ili genelinde hayvan mevcudu ilin coğrafi durumu, iklim şartları ve tarımsal karakterine göre değişiklik göstermektedir. Ova kısımlarında tüm alanlar ekime ayrıldığından daha çok ahır hayvancılığı yapılmaktadır. Şehir merkezine yakın yerlerde besi hayvancılığı ve tavukçuluk, dağlık ve ormanlık yerlerde ise koyun ve keçi beslenmektedir.
Adana’dan komşu il ve ülkelere her zaman hayvan sevkiyatı yapılmaktadır. Bunun yanında %80 oranında Doğu Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinden canlı hayvan ve ürünlerinin girişi yapılmaktadır.
Diğer yandan Adana, bir miktar düşüş yaşasa da üretim ve dış ticaretini, bizleri memnun edecek seviyede tutmayı başardı.
Şehirlerimizin markalaşması için ihtiyacımız olan bilinirlik de tam olarak budur. Birazdan ayrıntılarıyla değineceğim “Şehirleri Özgün Değerleriyle Kalkındırma” adını verdiğimiz yani dünya muadilleri ile bizdeki stratejik şehirleri kıyaslayarak kendi varlıklarını değerleme kriterleri belirleme ve şehir eşleştirme projemizin en önemli kozlarından ve pilot alanlarından biri elbette Adana olmalıdır. Böylesine devasa bir potansiyelin, Adana’nın artık marka şehirler adı altında anılarak şehir ekonomileri adına planlamalarının yapılması esastır.
Kıymetli Misafirler,
Genel Başkanlığımı devretmeme az bir süre kala, her vesile Anadolu’nun nabzını tutmak, üyelerimiz ile bir araya gelmek, onlara temas etmek ve sektörel sorunları bizzat muhataplarından dinleyerek ilgili mercilere ulaştırmak adına gerek memleketim gerekse kuruluşundan bu yana içinde yetiştiğim ve her aşamasında görev aldığım MÜSİAD’ımız için seyrüsefer halinde oldum. Diyebilirim ki İstanbul Genel Merkez’de geçirdiğim gün sayısı seferde geçirdiğim zaman yanında çok azdır. Bundan hem mutluluk hem de onur duyuyorum. Çünkü MÜSİAD, sadece bir bölgeye sıkışmış ve nüfuz alanı dar bir sermaye
grubu değildir. MÜSİAD, bu ülkenin sosyal, siyasi ve ekonomik tarihinin en canlı şahidi ve hatta onu inşa eden unsurlardan biridir.
2020 yılı bizleri hayli zorladı. Sağlık krizi ile başlayan süreç zamanla ülkelerin ekonomik dengelerinin bozulmasıyla global bir iktisadi krize dönüştü ve bu sürecin bugünden yarına biteceği de mümkün görünmemektedir.
Gitgide alıştığımız ve adeta yeni normalimiz olan bu süreç bizlere yeni yaşam ve çalışma biçimleri verdiği kadar, yeni tehdit ve fırsat algıları da oluşturdu. Bu fırsatları ve tehditleri görmek adına tek tek illerimizi gezmek ve onların potansiyelleri kadar kısıtlarını da belirlemek, her şehrin kendine özgü jeo-stratejik ilerleme ve ekonomik yol haritasını çıkarmak adına önemli bir çalışma olmuştur. Biz bunu tamamladık. Şimdi şube genel kurullarımız vasıtasıyla bir kez daha bu amacımız doğrultusunda sizlerle temas etmenin memnuniyetini yaşamaktayım. Çünkü geleceğin dünyasında devletler değil, şehirler yarışacaktır.
Bugün baktığınızda pekçok devletin milli gelirini katlayan iç üretim ve GSYİH’ya katkısı ile öne çıkan şehirler birer marka değeri olarak dünya global üretiminde kendi ülkelerinden bile daha fazla söz sahibi olabilmektedirler. Bu da inanın kendi kendine yetebilirlik kavramından geçmektedir. Her şehrin özgün ve stratejik değerlerini, kaynaklarını ve sektörlerini keşfedip onları doğru yönlendirmek ve çalıştırmak, doğru planlama budur.
Kıymetli dostlarım, pandemi bize aslında hiç hesaba katmadığımız bir gerçeği gösterdi: tüm dünyada üretim durduğunda ve tüm kapılar kapatıldığında yani herkes, her ulus kendi başına kaldığında, herkes kendi başının çaresine nasıl bakacaktı? Bizler yıllardır küreselleşme ve onun dünyaya saldığı iktisadi rüzgâr ile üretim ve ticaret yaparken, pandemi etkisi ile birlikte küreselleşme bir anda varlığı sorgulanır bir modele dönüştü. Yeni güç dengelerinin hesabı yapılırken Asya ekonomileri hem üretim üssü hem de tedarik ve lojistik hatlarının yeni merkezi olarak ön plana geçti. Korumacılık politikalarının gittikçe ön plana çıktığı yeni dünya düzeninde maalesef yeni tehdit algılarımız oluşmaya başladı. Elbette bunların başında; tarım alanlarının etkin kullanımı, gıda yeterliliği, gıda güvenliği, kuraklığa bağlı olarak artacak gıda fiyatları ve bunun tüm dünyada oluşturacağı enflasyonist baskı, tohum konusunda milli
politikaların oluşturulması, gıdada ithalatın minimuma indirilmesi ve kendi kendine yeten ülke kategorisine girmek.
Tüm bunların yanında iklim değişikliğinin getirdiği zorlu koşullar bizleri 2021 ve sonrasında yeni politikalar üzerinden üretmeye doğru itmektedir. Yeşil mutabakatın aslında bizlere mecbur kıldığı temel söylem giderek artan temel kaynakların yani su ve toprağın etkin ve verimli kullanımıdır. Her vesile söylüyorum: elbette enerji dünya ekonomisi adına güçler dengesini oluşturan en önemli kriterlerden biridir. Ancak gelecek dönemde yeni dengeler çok daha hayati bir kaynak üzerinden kurulacaktır: SU! Bizi belki de gelecekte bekleyen temel çatışmalar su kaynakları paylaşımı be su savaşları olacaktır.
Kıymetli dostlarım,
Bildiğiniz üzere, Tarım-ÜFE' de 2021 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre %2,61, bir önceki yılın Aralık ayına göre %5,72, bir önceki yılın aynı ayına göre %21,32 ve on iki aylık ortalamalara göre %16,67 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre en fazla artış gösteren diğer alt gruplar ise %29,86 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar ve %29,80 ile lifli bitkiler oldu.
Yıllık en az artış gösteren alt gruplar ise %1,11 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler, %5,08 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve %14,55 ile yağlı meyveler oldu. Alt gruplar itibarıyla bir önceki aya göre en fazla artış gösteren diğer alt gruplar ise %3,81 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler ve %3,42 ile canlı sığırlar (manda dâhil), bunlardan elde edilen işlenmemiş süt oldu. (TOHUM ve HAYVANCILIKTA DAMIZLIK YETİŞTİRME)
Bu rakamlar bize aslında ne söylemektedir:
1. Şubat dönemine ilişkin açıklanan Tarım-ÜFE verileri, gıda ürünleri üzerindeki enflasyonist baskının sürdüğüne işaret etmiştir. Bu dönemde, endekste kapsanan 86 maddeden, 22 maddenin ortalama fiyatında azalış olurken; 61 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşmiştir.
2. Hatırlanacağı üzere Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan Küresel Gıda Fiyat Endeksi de Ocak ayında yüzde 4,3 yükselerek Temmuz 2014'ten bu yana en yüksek seviyesini görmüştür.
3. Bu gelişmeler ışığında, önümüzdeki aylarda enflasyon üzerinde gıdanın baskısını hissetmeye devam edeceğini tahmin edebiliriz. En azından bu yılın ilk yarısı boyunca gıda enflasyonu gündemde kalmaya devam edecektir.
4. TÜİK’in, pandemi etkisiyle değişen tüketim şartları ve alışkanlıklarını da göz önüne alarak enflasyon sepetindeki ağırlıklarda değişim yaparak %22,77 oranında bir paya sahip olan Gıda grubunun ağırlığını 3,17 puan artırarak %25,94 seviyesine yükseltmesi de enflasyonu yukarı yönde baskılayacaktır.
Adana’daki potansiyele gelirsek;
Bu güzide bölgemizde, Pamuk, buğday, soya fasulyesi, arpa, üzüm ve narenciyenin büyük miktarlarda üretildiği Çukurova, tarım bölgesinin pazarlama ve dağıtım merkezi olarak anılmayı sürdürüyor.
2020 yılında Türkiye’nin en çok ihracat yapan illeri arasında 14’üncü sırada yer alan Adana’nın ihracatı, önceki yıla göre %4,1 azalma kaydetmiş olmasına rağmen 1,8 milyar dolar ile güçlü bir performans ortaya koymuştur.
Bu dönemde toplam 180 ülkeye mal ve hizmet ihracatı gerçekleştiren şehirde ilk üç sırayı; Irak, Almanya ve Hollanda almıştır.
Değerli Dostlar,
2020 yılını, tüm dünya zorlu bir yıl olarak geride bıraktı. Özellikle 2018 yılının başından itibaren, küresel ekonomik sistemin oldukça sıkıştığını ve ciddi bir emtia kriziyle yüzleşmek durumunda kalabileceğimizi ısrarla vurguluyorduk.
Fakat beklenen bu krizin patlama noktası, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir yerden geldi: Küresel Salgın. Bu kriz, diğerlerinin aksine iktisadi bir zemine sahip değildi ancak etkileri itibariyle tüm dünyada durma noktasına gelen ekonomik sistemi bizlere sorgulattı.
Bu noktadan itibaren küresel ekonomik sistem yerini yavaş yavaş üniter yapılara ve ülkeler açısından kendi kendine yetme kuralına bıraktı. Bizler pandemi sonrası keskin paradigma
dönüşümleri beklerken, karşımıza devletçi bir kapitalizm çıktı ve bu model aslında bize pek de yabancı değildi. Çünkü ulus ekonomilerinin temel alındığı bir mantıkta devlet ekonomi üzerindeki regülasyon görevini ve ağırlığını giderek daha fazla hissettirecekti ki, öyle de olmaktadır. Dikkat ederseniz bugünlerde devlet pekçok sektörde ve bilhassa gıdada enflasyon ile mücadele kapsamında piyasa regülasyonunun çok ötesinde etkin bir piyasa oyuncusu olarak devreye girmektedir.
Salgın devam ettiği ve tüm dünyada tamamen bitene kadar da gerek ülkemizde gerekse dünyada bu uygulamalar kademeli bir şekilde varlığını sürdürecektir. Ancak bu politikalar karşısında iş dünyası olarak rekabet gücümüzü ve karlılığımızı korumak adına bizlerin de yeni manevra alanlarına ihtiyacı olacaktır. Devletçi kapitalizm ve sosyal devlet kavramının piyasayı doğrudan düzenlemesi yeni bir kavram değildir. Ancak bu durumun özel sektörün rekabet avantajlarına da olumsuz etkiler bırakmaması gerekir. (TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ, PERAKENDE YASASI)
Bugün ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde gerek gelir adaletsizliği , gerek orta gelir tuzağında kaybolan sermaye gerekse, yükselen mal ve hizmet fiyatları nedeniyle devletin müdahale alanları gittikçe genişlemektedir. Buna rağmen dünya global sermayesinin yeniden gelişmiş ülkelerden, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere doğru aktığını da söylemek mümkündür. Ancak burada önemli, olan nokta bu sermaye akımının anlık fon hareketleri mantığında girip çıkması değil; ülkemize doğrudan yatırımlar yoluyla üretim yatırım ve istihdam sağlamasıdır. Bunu gerçekleştirme ise yine bizlerin elindedir.
Kıymetli Misafirler,
Konuşmamın başında da söylediğim gibi, merkezde oturmak yerine tek tek illeri ziyaret etmemin bir nedeni de sanayileştirmenin icrası için yani uygun sanayi politikaları oluşturmak ve bunları sahada işler hale getirmek adına gelecek vadeden şirketleri tespit etmek ve aynı zamanda bu illerin potansiyellerini mevcut firmalarıyla karşılaştırmalı olarak incelemektir. İllerin markalaşması ve mevcut varlıklarının değere dönüşmesi yani potansiyellerinin düzgün tespit edilerek bu potansiyellere uygun yatırımlarla illerin değerlerinin artırılması projem seyahatlerim sonunda oldukça kapsamlı bir çalışmaya dönüştü. Her şehrin kendine özgü
değerleri vardır. Bunların katma değeri yüksek varlığa dönüşmesi o şehri markalaştırır ve GSYİH’ya katkısını artırır. Dünyada benzeri özelliklere sahip muadili olan şehir ile bizdeki şehirler belli kriterler ile kıyaslanıp dünyadaki örneklerin ürettikleri katma değerin yöntem ve süreçlerini bizdeki şehirlerde de uygulamak bu çalışmanın temel çıkış noktasıydı.
Bu çalışmaya “Şehirleri Özgün Değerleriyle Kalkındırma” adını verdik. Yani dünya muadilleri ile kıyaslayarak kendi varlıklarını değerleme kriterleri belirleme ve şehir eşleştirme. İşte bu noktada kıyas kriterlerinden en önemli olanı o şehrin sahip olduğu firma gücüdür. Doğru bir sanayileştirme politikası belirlemek aslında, şehir ekonomileri oluşturmak için bu ekonomiyi ayakta tutacak gelecek vadeden firmaları bulmak, desteklemek, ölçeklerini büyütmek, sermaye güçlerini artırmak ve yerli-milli üretim hamlesini hem şehirleri markalaştırmak hem de firmaları güçlendirmek şeklinde yapmaktan geçer. Ben buna Sanayileştirmenin icrası için şehir ekonomilerini çalıştırmak diyorum.
Değerli misafirler,
Konjonktür gereği devlet organlarımız elbette süreli bazı politikalar yapmak zorunda kalmışlardır ve kalacaklardır. Burada önemli olan nokta devletimize, içinden geçmekte olduğumuz süreçte destek olmaktan geri durmamaktır. TL’deki aşırı değer kaybının ve yüksek enflasyon seyrinin önüne geçmek maksatlı atılan adımların, örneğin kredi maliyetlerindeki ayarlamanın ilk dönem çıktılarını almaktayız.
Ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankası’nın enflasyon ile mücadeledeki ısrarlı ve kararlı duruşu ve bu aşamada politika geliştirmek adına tüm iktisadi paydaşlar ile iş birliğine gitme tercihi, elbette hem iş insanlarını hem nihai tüketiciyi hem de yabancı sermayeyi umutlandırdı. Yani buraya kadar iyiye doğru bir gidiş elbette söz konusudur. Ancak tüm bu adımlar sadece çıkılması gereken ana arter yola doğru gelen patikalardır. Yararlıdır, zaman kazandırır ama nihai çözüm sunmaz. Sonsuza dek sürmez. Bir süre sonra piyasa sizden daha kalıcı ve köklü hareketler yani bir iktisadi planlama isteyecektir.
Çeşitli demeçlerimde ve dahi Merkez Bankası ekibi ile yaptığımız toplantıda da dile getirdiğim gibi elbette konjonktürel ayarlamalar şayet zorunlu ise, bu hususta devletimizin aldığı karara
saygı duyarız. Ancak bizler bilhassa faiz hususunda kırmızı çizgimizi her fırsatta dile getirmekteyiz. Yine aynı şekilde bizim için kalıcı ve sürdürülebilir bir fiyat düzeyi ve büyüme trendi ancak planlı bir üretim politikası ve üretim-ticaret-yatırım senkronizasyonundan geçmektedir.
Eylül 2018 tarihinde Anadolu Ajansına bir açıklamada bulundum: “Ülkemizde uzun bir süredir tüketim, üretimden fazladır. Sorunların çözümü, bu olguyu tersine çevirebilmeyle yakından ilişkilidir. Yani “üreterek tüketme” anlayışına geçiş yaparak, başta ekonomik olmak üzere bütün sorunların üstesinden gelmek mümkündür. Ancak üretmeyi başardığımız ölçüde bu yüzyılın yükselen ülkesi olabiliriz. Aksi takdirde, bugünkü kazanımlarımızı da kaybetmekle yüz yüze kalabiliriz." dedim.
Bugün geldiğimiz noktada enflasyon ile mücadele planlarının bu eksen üzerinden yapılacak olması ayrıca umut vericidir.
Sadece üretim yetmez. Satışa yönelik üretim modeli üzerine bir planlama içinde olmamız esastır. Yani pazarı ve satışı garantiledikten sonra üretimi yapmak. Ancak bu da yetmez. İç talebi doğru tespit ettikten sonra dış ticaret planlaması yapmak gerekir. Aksi halde dolu depolardan söz ederken ithalat yapmaya başlarsınız. Bu da dış ticaret hadlerinizi olumsuz etkiler. Bu da yetmez, Üretim ve ticaret için yatırımın sürekliliği ve sürdürülebilirliği gerekir. Biz bu uçtan uca sistematiğe, üretim-ticaret ve yatırımın senkronizasyonu dedik. Ve açıklanan Ekonomik Reform Paketinde bu hususlara bizzat dikkat çekilmesi ve bir devlet politikası olarak kayda geçmesi bizleri mutlu etmekte ve bir nebze bu hususta faydamız olması adına da onurlandırmaktadır.
Kıymetli Misafirler,
Geçen hafta açıklanan Ekonomik Reform Paketine dair farklı mecralarda açıklamalarda bulundum. Hem ana başlıkları hem iktisadi koordinasyonu gerçekleştirmek ve dağınık veriyi toparlamak için oluşturulan kurulları açısından bizleri memnun edici yenilikler barındırmaktadır. Ancak paket aslında sanayicilerin yani bizlerin bu noktadan sonra çok daha aktif ve üretken olması gereken süreci de bizlere göstermektedir.
Pandemi bize öyle kavramları hatırlattı ki bunlar geleceğin şekilleneceği yeni güç unsurları oldu: Gıda ve tarım güvenliği, yenilenebilir enerji ve enerji yatırımları, lojistikte yeni hatlar, birleşme ve devralmalar, ekonomi güvenliği, sigorta ve ressürans, akıllı şehirler, yurt dışı alt ve üst yapı yatırımları, üretim üsleri ve yerleşkeleri, ilaç hammadde üretimi, teknik tektil ve daha sayamadığım pek çoğu. Bilhassa Türev enerji kaynakları ve maden yatırımlarının stratejik önemi, yeşil mutabakat konusunda bu alanda oluşacak yeni finansal sistem ve yatırım araçları, daha önce karşılaşmadığımız ama bir an evvel haberdar olup hazırlanacağımız yeni gündemlerdir. Bu kavramlar bizim tazelenme sürecinde birer komite ismimizdi. O dönem bu kavramları kimse bilmez ve dile getiremezken biz stratejik amaç yapıp komiteler kurduk. O dönem aldığımız eleştirilere cevap olabilir belki aynı başlıkların şimdi ülkemizin reform paketinde yer alması ve yeni dünyanın yeni kaynak ve yatırım yönetim kalemleri haline gelmesi. Elhamdülillah, biz bunları da gördük.
2020 yılında sert şekilde daralan küresel ekonominin 2021 yılında nispeten toparlanacağı öngörülmekle birlikte, salgının seyrine bağlı olarak tahmin belirsizliği yüksek seyrediyor. Ülkemiz ise bu zorlu süreci en az hafif hasarla atlatan ülkelerin başında yer almaktadır. Bilindiği üzere 2020 yılının son çeyreğinde %5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, bu dönemde G20 ülkeleri içerisinde Çin’in ardından en çok büyüme kaydeden ülke olmuştur. 2020 yılı genelinde ise %1,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, yılın başında kendisine yönelik küçülme tahminleri yapan bütün uluslararası kuruluşları şaşırtan bir performans sergilemiştir.
Yeniden Normalleşme sürecinin hem hizmetler hem de üretim sektörlerin canlanmayı artıracağını bunun da 2021 yılındaki milli gelirimize olumlu yansıyacağını söylemek yanlış olmaz. Ancak burada yine belirleyici faktör pandeminin seyri ve aşı çalışmalarının verimliliğidir. Zira bir üçüncü dalga ile karşı karşıya kalmamız halinde yeniden yaşayacağımız muhtemel sermaye kaybının telafisi için aynen Çin’in yaptığı gibi belli bölgelerde dur durak bilmeden üretime devam etmeli ve stoklarımızı artırma yoluna gitmeliyiz.
Bu da elbette güvenli ve her aşaması düşünülmüş üretim üsleri kurmak mantığından geçmektedir. Ayrıntılarına birazdan değineceğim bu modelde temel amacımız Çin’in yaptığı
stratejiyi ülkemiz şartlarında daha da gelişmiş koşullar ve insanı-doğayı önceleyen bir mantıkla geliştirmektir.
Yerli ve milli üretimde kritik pozisyondaki bütün sektörlerimizin kendi kendine yeterlilik politikalarının artırılması ve bilhassa dış ticarete yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi, doğru bir adım olacaktır. Bugün dünyanın geldiği temel kavramı biz seneler evvel gördük: Stratejik Otonomi. Yani kritik sektörlerde yerli ve milli manada kendine yetebilirlik ve dünya üretim-ticaret-yatırım hattında söz sahibi olabilmek. Gıda güvenliği, savunma sanayi, bilişim ve veri güvenli, ilaç sanayi bunların en önemli kalemlerinden olmaktadır.
Kıymetli misafirler,
COVID 19 süreci bugünden yarına bitecek bir süreç değildir. Aşılama çalışmaları tamamen bitse bile toplumsal bağışıklığın zaman alacağını uzmanlar dile getirmektedir. Yani bir bu kadar daha yolumuz vardır. Tüm bunlar olurken aslında sessizce yeni bir yaşam biçimi hayatımıza girmekte ve bizler sakince bu yeni kurallara adapte olmaktayız.
Elbette sosyal bir yorgunluk var ama aynı zamanda tepki mekanizmalarımızda da bir durulma olduğunu söyleyebiliriz. Neticede beyin her ruh durumuna bir süre sonra adaptasyon ve alışma sağlar. Dolayısıyla geçen sene yadırgadığımız pek çok kural bugün normalize oldu. Bir sene sonra ise alışkanlık olacaktır. Yeme içme alışkanlığı, alışveriş alışkanlığı, çalışma sistemlerinde test edilen yeni modeller ve bunların getirdiği avantajlar gibi. Epeyce bir süre teyakkuz durumunda olacağımız da kesin.
Ayrıca COVID süreci tamamen bitse bile bizi bekleyen iki büyük sorun daha var: İklim değişikliği ve biyolojik terör ya da silahlanma. Dolayısıyla bu süreçte her ülke mecburen kendi yedek planlarını yapmakta. Üretimden tutun da güvenliğe kadar her alanda olası bir tekrarın önlemleri alınacaktır. Söz konusu avantajı bütün parametreleriyle birlikte sahaya yansıtabilmemiz için, Covid-19’un getirdiği orta ve uzun vadeli dönüşüm sürecine imalat sanayiini çok iyi hazırlamalıyız. Zira önümüzde Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitemiz ve iş gücü yetkinliklerimizi geliştirmek için kullanarak uzun vadede küresel ekonomide ciddi bir sıçrama yapabileceğimiz bir fırsat alanı bulunmaktadır.
Kıymetli Misafirler,
Bakınız tesadüf eseri değil, bugünleri çok iyi analiz ederek ve gerçek manada stratejik bir yol haritası çıkararak bundan iki sene evvel başlattığımız tazelenme sürecimizdeki komitelerimizin isimlerini şimdi bir kez daha okuyunuz. 2018 yılında çizilen hattın 2023- 2030’a kadar giden bir yolu nasıl tasarladığını göreceksiniz. Biz bu vizyonu kimse görmeden evvel seneler evvel ortaya koyduk.
Lojistikte yeni yollar ve yaklaşımlar Komitesi dedik. Bakın şimdi dünya ticaretine lojistik firmaları ve onların çizdiği yeni yollar yön vermektedirler. Yerli ve milli üretim planlama Komitesi dedik; bakın şimdi üniter ekonomik yapıların temel çıkış noktası yerli ve milli üretim planlama oldu.
Enerji ve Maden Yönetimi ve Yatırımları komitesi dedik, bugün enerji güvenliği ve yeni maden yatakları adına bambaşka bir ekonomik paylaşım alanı oluşmakta. Sanayi Bölgeleri ve Yerleşkeleri komitesi dedik, bakın bugün üretim üsleri kurmak tüm dünyada elzem bir yatırım alanı oldu.
Akıllı şehirler ve şehir ekonomileri komitesi dedik, bizden sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde politika haline geldi, 11 Kalkınma planına işlendi. hatta şehirlerin eşleştirilmesi adına AB çapında başlatılan projeler bizim bu hususta ne denli haklı ve öngörülü olduğumuzu gösterdi. Daha çok örnek var: Gastro-ekonomi, Kırsal kalkınma, Birleşme ve devralmalar, İhracat Eşleştirme… Bir dönem anlamakta zorlandığımız ve hatta bunu düşünen bunu inşa edenleri eleştirdiğimiz bu stratejiler, bakın bugün dünyanın yeni dönüm noktaları oldu. D
Şimdi Türkiye de aynı mantıkla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği üzere tazelenme sürecine girmiş, yeni bir reform hareketi başlatmıştır.
Kıymetli Misafirler,
Biz, bir ada ülkesi değiliz. Sınır ya da eksen alanında çok sayıda komşu ülke ile sarılmış bir ülkeyiz. Bu kadar komşu ile çevrili bir ülke evet; siyaseten diplomatik ve askeri koşullar karşısında her an tetikte olmakla beraber iktisadi ve ticari anlamda da şanslıdır. Çünkü her
komşu yeni bir bağ, yeni bir ilişki yeni bir ticari müttefikliktir. İşte burada bizim gibi sermaye örgütlerine önemli görevler düşmektedir. Bizim gibi geniş alana yayılmış Sivil Toplum Kuruluşları devletin demirden eline geçirilmiş kadife bir eldiven gibidir. Gerilen ilişkileri, geri planda iktisadi diplomasi kanalıyla ticaret ve yatırım ağları kurarak yeniden inşa edebilir ve hatta düzeltebilirler. Biz de gerek ticari diplomasi ağımız gerekse ekonomik istihbaratı önceleyen raporlama sistemimizle ticari komşulukları sınırlar ötesine taşımaktayız.
İşte biz tam da bu amaçla yerel ve global ağlarımızı yeniden yapılandırarak MÜSİAD Ticaret ve Yatırım Ajansları Sistemini tasarladık. Bu sistemin devlet kanadında ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve Yatırım Ofisi’nin desteklerini aldık. Bu sistemde amaç, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yatırım ya da üretim ortaklıklarını yabancı talep ile buluşturmak ve aynı zamanda yabancı sermayeyi Türkiye’ye yatırım yapması sürecinde uçtan uca tasarlanmış bir destek mekanizması ile yerli paydaşları ile bir araya getirmektir. Bu konuda Yatırım Ofisi ve MÜSİAD kendi üye ve yatırımcı portföylerini paylaşacak ve Türkiye’ye gelecek yeni yatırımların sanayileşme hareketine katkısı artırılacaktır. MÜSİAD INVEST adını verdiğimiz sistem ise bu süreçteki nakit akışının yönetim modelidir. Yeni dönemde bu yapıları tüm şube ve temsilciliklerimizde tam entegrasyon halinde çalıştıracağımızı burada duyurmak isterim.
Bizim, ülkemize, ülkemizin potansiyeline olan inancımız tam değerli dostlar. Olmaz denen ne varsa pandemi sürecinde yaptık elhamdülillah.
Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.
Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık. 4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı. “Küresel Ticaret Burada” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz fuarda, 50 ülkeden 400 alım heyetini ağırladık. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz ve dünyanın her bölgesinden iş insanı, siyasetçi ve akademisyenin katıldığı EXPO 2020, iş insanlarımızın yeni iş birliklerine açılmasını sağlarken, yabancı yatırımcıların da ülkemizdeki yatırım fırsatlarını yakından incelemesine olanak tanımış oldu.
Değerli Misafirler,
Biz MÜSİAD olarak yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız.
Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik. Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz. Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz.
Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık. Yola çıkış mottomuz, “beraber” oldu.
Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.
MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz.
Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar. Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.
Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz..
Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.
Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor.
Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.
Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık. Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.
Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.
Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.
Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar. Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.
Türkiye’nin 6 temel stratejisine uygun 6 temel alanda MÜSİAD Markası oluşturduk: Yenilik yönetimi ve dijital dönüşümün şartlarına uyum adına MÜSİAD INNOVA ( MÜSİAD YENİLİK).
Geleceğin stratejik sektörlerini ve iş modellerini geliştirmek için, MÜSİAD FUTURE (MÜSİAD GELECEK),
Eğitimi bir MÜSİAD ekolü haline getirme ve kurumsal bir kimlik kazandırmak için MÜSİAD AKADEMİ.
Markalaşmanın ve şirketlerin marka değerlerini artırarak Türkiye’den Dünya Markaları çıkarmak ve KOBİ’lerimizin birer büyük ölçekli kurumsal markalar haline getirmek adına Anadolu firmalarımıza yönelik çalışmaları kapsayan 2023 YER-EL (20 YER 23 EL), Türkiye’nin yatırım stratejilerinde MÜSİAD Markasının güvenilirlik avantajını, sahasını, yastık altı tasarrufları kitlesel yatırımlara, ortaklıklara dönüştürmek ve yatırım fonları sistematiğini kurmak için MÜSİAD INVEST (MÜSİAD YATIRIM),
Doğrudan dış yatırımcı için Türkiye’yi bir yatırım ve ticaret pazarı olarak tanıtmak ve MÜSİAD’ın dış saha yaygınlığını bir ticaret ve yatırım sistemi gibi çalıştırmak için CB Yatırım Ofisi ile birlikte kurguladığımız MÜSİAD TIA (MÜSİAD TİCARET ve YATIRIM AJANSLARI). Bizler, birçoğunuzun şahit olduğu üzere çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz ve edeceğiz. Projeler geliştirmeye, ülkemize, milletimize, doğduğumuz topraklara hizmet etmeyi sürdüreceğiz.
MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.
Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.
Kadim bir geleneği sürdürme isteğiyle hayata geçirdiğimiz Karz-ı Hasen Sandığı projemiz, üyelerimiz arasındaki yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsal bir yapıya dönüştürerek, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmak düşüncesiyle oluşturduğumuz ve yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsallaştırmıştır.
Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz.
Değerli Dostlar,
MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada
tamamlarken, MÜSİAD Adana Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum.
Şube başkanımıza, yönetim kuruluna, MÜSİAD Kadın Komitesi’ne, Genç MÜSİADlı kardeşlerimize başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel Üst Kurulu Başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, ayrıca üretim ve ticaret üst kurul başkanımız Oktay Bey’e, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Abdurrahman Kaan
MÜSİAD Genel Başkanı