TARIM RAPORU 2021 LANSMANI KONUŞMA METNİ

Akademi Dünyasının sayın üyeleri Hocalarımız,

MÜSİAD Yönetim Kurulu Üyelerim,

Kıymetli misafirler,

Basın Dünyasının siz değerli mensupları

MÜSİAD olarak Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, Kırsal Kalkınma ve Tarımın Geleceğini ele alan ve oldukça titiz bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkan raporumuzun, basın lansmanına teşriflerinizden ötürü şahsım ve kurumum adına şükranlarımı sunarım. Hoş geldiniz.

Görevimi devretmeme bir hafta kala hala durmak bilmeden, Kurumumuz adına çalışıyor olmak ve tazelenme sürecimizin meyvelerinden biri olarak gördüğüm, Kırsal Kalkınma Komitemiz önderliğinde oluşturulmuş 500 sayfadan oluşan bu kıymetli çalışmayı sizlerle paylaşıyor olmaktan duyduğum memnuniyeti ve onuru dile getirmekten mutluluk duyarım.

Bu raporun oluşmasında katkı sağlayan ve Türk Tarım Sektörünün sadece mevcut durum analizini ele almakla kalmayıp, ikinci yüzyılımız için stratejik yol haritaları belirlenmesinde oldukça kritik tespitler yapan, kıymetli hocalarıma ve kırsal kalkınma komitemize huzurunuzda teşekkürü bir borç bilirim.

Kıymetli misafirler,

2040 yılında ortalama nüfusu 105 milyona yaklaşacak bir ülkenin mensupları olarak, öncelikli hedefimiz elbette kendi kendine yeten bir ülke pozisyonuna hızla yükselmek olmalıdır. Pandeminin zorlu süreci ki, henüz tamamen geride bıraktığımızı söylemek için çok erkendir, bizlere aslında ,görmezden geldiğimiz pek çok şeyi yeniden masaya yatırmamız gerektiğini gösterdi.

Dışa bağımlılık ve küresel sistemin, beklenmedik şoklar karşısında nasıl aniden hem iktisadi, hem de ticari olarak kilitlenmeye elverişli olduğunu gözlerimizle gördük. Girdi, tedarik ve lojistikte dünyanın belirli bölgelerine olan bağımlılığın aslında , yapay bir iktisadi üstünlükler teorisini geliştirdiğine şahit olduk. Bundan 4 yıl evvel yani göreve geldiğim ilk günlerde, ortada böylesi bir kriz ortamı yokken bazı hususların altını çizmiştim:Bunları tekrar hatırlayalım.

  • Para artık bir değişim aracı olmanın çok ötesinde tek başına bir emtia, hatta gelecek vaatli alım senedi olmaktadır. Bu da parayı bir ülkenin gücü haline getirmekten uzaklaştıracaktır demiştim. Gerçekten de bugün paranın satın aldığı para(yabancı para)ile şişen bir türev piyasalar gerçeği aslında üretimin kritik önemini bize hatırlatmaktadır.
  • Öte yandan her daim dile getirdiğim bir başka husus, bir ülkenin parasal gücünü o ülkenin yatırım ve üretim gücünün belirlediği gerçeğidir. Finansal piyasalar üzerinden oluşturulan politikalar, reel ekonomik sorunların çözümünde maalesef yetersiz kalmaktadır. Çünkü her ikisi ayrı yöntemler, daha da önemlisi, ayrı değişkenler üzerinden hareket etmektedir. Bugün enflasyon, sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın ortak sorunu olmaya aday ise, bunun temelinde üretim planlamalarımızın yetersizliği, kırsaldan uzaklaşmamız, kentleşme adına yaşadığımız çarpık sosyal kültür ve üretim düşüklüğü ve elbette kendi kendine yetebilmekten uzak ülkelerin ki, buna kendimizi de eklemeliyiz, dışa bağımlılığı sürdürmeye çalıştıkları iktisadi düzen yatmaktadır. Sözün özü , sadece biz değil pek çok ülke taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışmaktadır.
  • Bir diğer üzerine vurgu yaptığım konu, bizleri beklemekte olan emtia kriziydi. Ben bunu ilk kez dillendirdiğimde 2017 yılının sonlarıydı. Elbette bu bir kehanet değil; mevcut durumu ve konjonktürü doğru okuyarak çoklu disipliner bir bakış açısı geliştirip, gelecek üzerine doğru bir stratejik analiz yapmanın sonucuydu. Bizi bekleyen emtia krizi nihayet sadece imalat sanayi girdi düzeyinde değil, aynı zamanda ve maalesef tarımsal çıktıda da gerçekleşti.
  • Son olarak elbette iklim değişikliğine bağlı olarak gerçekleşen yağış düzensizlikleri, kuraklık ve buna bağlı olarak rekoltede azalacak olan verim ya da miktar sorunuydu. Bu sadece tarımsal üretimi değil, aynı zamanda hayvancılığı (bilhassa yem sanayi açısından) birinci derecede etkileyecek bir faktördü. Artan yem fiyatları ya da kaliteli yeme erişimdeki zorluklar hayvansal ürünlerin kalitesine yansımakla birlikte, maalesef çiftçimizi hayvancılıktan uzaklaştırdı.

Kıymetli misafirler,

Bu açıdan hazırlanan Tarım Raporu çok kritik kılcal damarlara nüfuz etmekte ve bizleri yaklaşan büyük tehlikeye karşı uyarmaktadır. Elbette tarımın özü tohumculuktur. İnsanoğlu toplayıcılıktan tarıma geçişini bitki ıslahı ve bitkilerin tohumlarının kullanılabilir şekilde, yani doğal genetik yollarla manipüle edilmesiyle sağlamıştı. Ancak günümüzde geldiğimiz durum ,maalesef daha fazla ürün için doğal genetik dönüşümü yapay yollardan yani gen devrimi yoluyla yapmaya başlamıştır.

Raporumuzda tohumculuğun tarihçesi, önemi, tarihsel süreç içinde yaşadığı dönüşümler en ince ayrıntılarına kadar anlatılmaktadır. Günümüzde maalesef tohum ithalatı konusunda; Anadolu’nun neredeyse, tüm tohumların medeniyeti olarak kabul edilmesine rağmen, son 10 yılda %50 artış yapılmasına rağmen, iyi bir grafik sergilememektedir. 2020 verileri 199,5 milyon dolar düzeyinde bir ithalata karşın, 162 milyon dolarlık bir ihracat payı almamız yeterli değildir.

Ancak sevindirici olan bir durum ise, ülkemizde tohumculuk konusundaki bilincin artmaya başlamasıdır. Bunu da sadece bu konuda çalışan firmalarımızın sayısındaki artıştan anlayabiliriz. 2018 yılında 832 olan tohum firmaları 2021 yılında 1023’e yükselmiştir. Bizim için elzem olan ise tohum kalitesini artırmak, doğal tohum üretimi ve bilhassa menşei tohumlarımızı koruyarak, onları Türk damgası ile ihracat potansiyelimizde katma değeri yüksek ürünler sınıfına dâhil etmek olmalıdır. Dünyada tohumculuğun geleceği bilimsel gelişmelerin en yoğun kullanıldığı ve bilhassa genetik mühendisliği tarafından desteklenen çalışmalara sahne olmaktadır.

Bunu ülkemizde de yaygınlaştırmak ve sadece ülkemize has bitkilerin ki çoğu ilaç sanayinde hammadde statüsündedir ıslah ve genetik olarak verimini artırma çalışmalarına çok daha fazla mesai ve kaynak ayırmamız gerekmektedir. Ancak bilinen bir gerçek vardır ki insanoğlu artan nüfusunu doyurabilmek için bitki ıslahını sağlayıp etkinliğini artırmak zorundadır.

Türkiye bilhassa tohum tescili konusunda konuyu aynı ciddiyetle ele almalıdır. Rakamlarla açıklamak gerekirse Türkiye, Ocak 2021 itibariyle; tarla bitkilerinde 4.625, sebzelerde 6.536, meyve ve asmada 1.538 ve 232 meyve ağacı olmak üzere toplam 12.931 tescile ulaşmıştır , ancak bu elbette bu kadar verimli topraklar için yeterli değildir.

Kıymetli misafirler,

Türkiye tarımsal ekonomi yönünden Avrupa’da birinci sırada, kamu sektörü tarafından dünyada 10 sırada gelmektedir. Tarımsal üretim, önemli ölçüde iklim koşullarına bağlı olduğu için, üretimde işgücü ve sermaye ne kadar artırılırsa da, üretim miktarı aynı oranda artmayabilir. Bu bakımdan çiftçilerimizin hem iklim değişimi açısından bilgilendirilmesi, yeni koşullara uyumlu üretim tesislerinin kurulması, çiftçinin teknolojiyi kullanma kapasitesinin artırılması , bitkisel üretimde rekolte artışını destekleyen faktörlerdir.

Burada temel problemimiz sadece iklim şartları değil, bitkisel üretimi gerçekleştirecek kırsal nüfusun sürekli bir şekilde azalma eğiliminde olmasıdır. Biz MÜSİAD olarak, 14 Ekim 2020 de açıkladığımız Akıllı Tarım Kentler Modelinde de ortaya koyduğumuz gibi, şayet şehir standartlarında bir yaşam, kırsal nüfus için de sağlanabilirse, önümüzdeki ikinci yüzyılda karşı karşıya olduğumuz üretim yetersizliklerinin en azından istihdam kaynaklı boyutunun önüne geçilebilir ve girişimcilerimizi daha profesyonel bir yönetim alanı içinde daha fazla ve faydalı üretim sürecine sokmuş oluruz. Raporumuzda hem bu konudaki bilgileri, hem de bitkisel üretimin ana gruplar ve alt gruplar halinde yıllara göre seyrini bulacaksınız. Elde edilen rakamlar aslında tezimizi doğrular niteliktedir.

Kıymetli misafirler,

Raporda da yer aldığı üzere bizlere burada büyük görevler düşmektedir. Özellikle tarımsal üretimle ilgilenecek üreticilere uygun finansal şartların sağlanması, çayır, mera, su havzaları, orman gibi alanların, tarım dışı taleplere kapalı tutularak ekosistemin sanayi ve inşaat gibi sektörler tarafından tehdit edilmemesi, kamu-özel sektör ve üniversite işbirliklerinin bilhassa kaliteli tohum üretiminde bizler gibi yaygın STK’ların önderliğinde bir araya getirilmesi ve sonuçların üreticiler ile paylaşılması, sadece tarım üzerine Startup ya da tarım girişim fonlarının,tarımsal yatırım fonlarının desteklenmesi, dışa bağımlılığı engellemek üzere tarımsal üretim yapacak olan firmalarımızın, kur hareketlerinden etkilenme oranını azaltacak yasal düzenlemelerin sağlanması, ürün kayıplarının önüne geçmek adına; haller, doğal depolar, lisanslı depolar, ürün ihtisas borsaları ile vadeli işlemler piyasalarına doğru yerinde düzenlemeler yapılması ve bunların artırılması, bitkisel gen kaynaklarımızı doğal bir denge içinde ekonomiye kazandırmak için buna ayrılmış özel AR&GE merkezlerinin kurulması gerekmektedir.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına az bir süre kala ülkemizi ne kadar tanıyoruz? Üzerinde yaşadığımız toprakların ve doğal kaynakların verimliliği ya da kapasitesi hakkında ne kadar doğru bilgiye sahibiz, bununla yüzleşmenin zamanı gelmiştir. Öncelikle şunu kabul edelim ki bir tarım ülkesi olmamıza rağmen yeterli suya sahip bir ülke değiliz.

Her ne kadar çok sayıda ırmak ve yer altı su kaynağına sahip olsak da, bunların yasal hakları, kullanım ömürleri, suladıkları havza ya da ovalardaki su ayak izinin üretimin verimliliği ve sürekliliği açısından durumu,- tek başına bir ülke değil, ülkemizdeki hemen her bölgenin tarımsal üretim ve menşei haritalarının çıkarılması, sadece bitkisel üretim değil, hayvansal üretim ve orman üretiminde şartların yeniden ortaya konması, bizim artık gözümüzü kapatamayacağımız gerçeklerdir.

Türkiye’de bu konu konuşulmazken biz MÜSİAD olarak, bu rapordan çok önce 2 yıl önce kurduğumuz komitelerimiz ile tıbbi ve aromatik bitkiler üzerine yeni bir çalışma alanı oluşturduk ve Türkiye için dünya rekabet piyasasında açılan bu yeni kapının iyi değerlendirilmesi gerçeğinin altını çizdik. Gerek üniversitelerle yaptığımız işbirlikleri gerekse kamu ile sağladığımız bağlantı ile kurulan firmalarımız aslında bu yepyeni ve fırsatlarla dolu alanda bir STK çatısı altında akademi-kamu-sanayi işbirliğinin bir örneğini teşkil etti. Biz bu komitelerimizden birine kısaca AKS yani bağlantı adını verdik.

Kıymetli misafirler,

Ben de tarımsal üretim yapan ve onun çıktıları ile çalışan bir sanayiciyim.Ar-ge ve ur-ge zihni İle hareket ettiğinizde çok ciddi ve önemli girdiler sağlayabilirsiniz. Yakın zamanda korona dahil pek çok immün sistem rahatsızlığında % 40’lara varan bir başarı gösteren ve dahi kemoterapi sonrası karaciğer başta olmak üzere pek çok organın yenilenmesini sağlayan bir üründe üretiyorum. Bu benim on yıldan fazla üzerinde ekibimle çalıştığım bir konuydu ve akademisyen hocalarımızın desteği ile bunu başardık. Şimdi takviye edici gıda olarak piyasaya sunma arefesindeyiz.. Biz bu ürünü peynir altı suyundan imal ettik. Yani ne demek istiyorum, hayvansal üretimin en alt atık olarak görülen ama aslında çok değerli olan maddelerinden bile, bilimsel tekniklerle buluşturduğunuzda, nelere kadir olabildiğini gördük.

Hayvancılık; ülkemizin aslında dünya pazarındaki yeni avantajı ve hatta kozudur. Bakınız, pandemi sonrası bilhassa Çin ve Asya’nın sarsılan algısının yerine oturacak bir Türk malı etiketi ve onun yerel ürünleri bizi hem Avrupa hem de Dünya pazarlarında çok farklı yerlere taşıyacaktır. Burada önemli olan çiftçileri üretim maliyetleri dolayısıyla küstürmemektir. Gerek süt, gerekse et ürünlerinde alım fiyatları dahil olmak üzere besi ve süt hayvancılığının daha da gelişmesi ve bilhassa ürün kalitesinin artırılması için sermaye artırımına gidilmeli entegre tesislerin kapasite ve şartları iyileştirilmelidir. Mera ve kurban hayvancılığı, Irk geliştirme ,kombine ırklar, bitkisel üretim, bilhassa menşei ürünler için kadın kooperatifçiliğin desteklenmesi ve bunların katma değeri yüksek ürünlerine, yeniden yatırım yapılması için çiftçinin özendirilmesi şarttır.

Kıymetli misafirler,

Konuşmamın sonlarına doğru 2023 Türkiye’sinin tarımsal yol haritasının yazıldığı elinizdeki rapordan geleceğe dair bazı notlar paylaşarak bitirmek isterim.

Dünyada tarımsal üretimin gelişme hızı bizimkinden kat be kat öndedir. Hemen her üniversitemizde Ziraat ve Veteriner Fakültesi olmasına rağmen, bu fakültelerin çok azı bir enstitü ya da özel sektör tarafından finanse edilmiş bir laboratuvara bağlıdır. Mezunları ise eğitimleri ile alakalı olmayan meslekler için sınavlara hazırlanmaktadırlar. Bu bir bakıma nitelikli insan kaybı ve eğitim israfıdır. Ayrıca Ziraat fakülteleri şayet tarım geleceğimizin şah damarıysa çok daha nitelikli bir öğrenci seçimi ve eğitimini hak etmektedir. Bunun yanında sadece ziraat mühendisleri değil ara eleman ihtiyacını karşılayacak Tarım Meslek Liselerinin de yaygınlaştırılması ve kalitelerinin artırılması gerekir.

Sadece Ziraat mühendisliği değil; biyoteknoloji ve genetik mühendisliği bölümlerinde de verimli gübre ilaç ve tohum gibi konuların çalışılması teşvik edilmelidir.

Tarımsal ürün verisi ülkemizde ayrıntılı olarak tutulmamaktadır. Bu bağlamda Türkiye Tarımsal ve Kırsal Kalkınma Bankası’nın oluşturulması gerekmektedir.

Tarımsal üretim de tıpkı sanayi malları gibi teknolojik değişimlerden nasibini almayı hak eder. Bunun iki boyutu vardır: tarımsal üretimde teknolojiyi kullanmak ve tarımsal üretimin geliştirilmesinde AR&GE faaliyetlerine hız vermek. Bir şey açıktır ki gen çeşitliliğini manipüle etmeden geliştirmek ve bunlardan çok daha verimli üretim modelleri geliştirmek, gelecekte kendimize yeten bir ülke olmaktan çıkarak dünyayı besleyen ülkeler sınıfına girmemize neden olacaktır.

Ülkemizde tarımsal kapasiteyi geliştirmek adına tarımsal teknoloji sektörünün kurumsallaştırılması ve bu amaçla teknoloji transfer ofisleri ve teknoparklar desteklenmelidir.

Tarımda en kritik meselelerden biri de üretim planlamasını doğru yapmaktır. Bölge şartlarını iyi değerlendirerek her bölgenin iklim ve toprak yapısına uygun ve mümkünse katma değeri yüksek üretimlerin birkaç yıl evvelden planlamasını yapmak bize hem ihracat avantajı kazandıracak hem de toprak ve zaman kaybını engelleyecektir.

Türkiye aile çiftliklerinin en fazla görüldüğü ülkelerden biridir. Bu çiftliklerin sürdürülebilirliğini sağlamak için gerekli destekleme politikalarını sağlamak tarımda devamlılığı ve nesil aktarımını kolaylaştıracaktır.

Sadece aile çiftlikleri değil, gerekirse küçük çaplı toprakların toplulaştırılmasıyla, büyük çiftlikler sistemine geçilmesi ve ölçek avantajının tarımsal üretimde de sağlanması Türkiye’nin hala en önemli sorunlarından biridir.

Her zaman dile getirdiğim bir hususu tekrarlamak isterim: devletin verdiği hibe ve teşviklerin tarımsal üretimde de takibinin yapılması ve teşvik verimliliği kavramının bir üretim-yatırım-ticaret senkronizasyonu bileşeni olarak algılanması ve kabul edilmesi artık elzemdir.

Düşük karbonlu üretim de denilen, yeşil ekonomi modelinde tarımsal kaynakların israfının ya da kirlenmesinin önlenmesi, sanayi üretiminin tarımsal üretimi sekteye vuracak şekilde arazi yapılarına saygılı olarak inşaa edilmesi ve bunun için gerekli altyapıların yani doğaya saygılı OSB’lerin yapılması esastır. Bizler MÜSİAD olarak KOBİ kuluçka Merkezleri adını verdiğimiz ve enerjisinden atık yönetimine kadar doğaya saygılı orta ölçekli sanayi siteleri projemizin ilk prototipini tamamlamış bulunmaktayız. Bu model, diğer tüm OÖSS için bir standart olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından kabul görmüştür.

Sadece toplu tarım değil, hassas tarım ve hatta topraksız tarım uygulamalarında da son yirmi yılda dünyadaki gelişmeler takip edilmeli ve şehir ortamlarında bile tarımsal üretim yapılacak alanların kapalı ya da açık inşası yapılmalıdır. Hatta şehir yaşamının bir parçası olarak evde ya da ev önü ortamlarda dar alanlarda tarımsal çalışmaların yapılabileceği kitlerin üretimi yapılmalıdır. Böylece şehir halkı hem tüketmeden önce üretim bilincine, hem de tarımsal üretimin ne kadar verimli ve zevkli bir iş olduğuna ikna edilebilir.

Aynı şekilde dikey tarım, geleneksel çiftlik uygulamasının tam tersine bir dizi uygulamayı beraberinde getirmekte ve küçük ayak izi taşıyan yüksek binalarda yapılan tarımsal faaliyetleri kapsamaktadır. Bu uygulama yakın gelecekte hem şehirsel tarımı hem de seracılığı yeniden şekillendirecektir.

Hayatımızın her alanına giren yapay zeka tarımsal üretimde de kullanılmalıdır. Robotlar, insansız hava araçları ile pek çok problem (böceklenme, aşırı gübreden kaynaklı sorunlar, sulama problemleri) önceden tespit edilerek yerinde müdahale ile sorun daha büyümeden önlenebilir. Aynı şekilde nesnelerin interneti gibi hayatımıza giren bir başka kavram da, henüz tarımda çok yeni olsa da çok yakın bir gelecekte kullanım alanını genişletecektir.

Kıymetli misafirler,

Tarım ve Hayvancılık bu kadar hayati bir noktada yaşamımıza dokunsa da maalesef küresel güç odaklarının ve çok uluslu firmaların merkezkaçında devam etmektedir. Onların üretime bu denli müdahil olmaları hem gıda kalitesini düşürerek karlılık karşısında maalesef yeni yüzyılın hastalıklarını tetiklemekte, hem de en önemlisi evlatlarımızın sağlığı ile oynamaktadır. Bu nedenle kendi sofrasına geleni bizzat kendisi üretemeyen ülke kaybetmeye mahkûmdur.

Ancak bu durumda çok uluslu yapılara kapıları kapatmak doğru ve mantıklı bir çözüm olmayacaktır. Kendi çok uluslu milli yapılarımızı kurmak, onlarla küresel sorunların çözümü anlamında işbirliğine açık olmak, ulus üstü organizasyonların faaliyetlerinde bizzat bulunmak bizi bu oyunun seyirciyi değil, aktif bir oyuncusu yapacaktır.

Unutmayalım, tarım demek geleceğimiz demektir. Evlatlarımız nesillerimiz sağlığımız demektir. Belki ellerimizdeki cep telefonlarımız olmadan da yaşayabiliriz ancak bir insan açlığa ve susuzluğa dayanamaz. Bu da yeni yüzyılın asıl mücadelesinin su ve gıda ürünleri temelli olacağının habercisidir. Şimdiden önlemimizi almalıyız.

Sabrınız ve teşrifleriniz için tekrar teşekkür ederim.

Emeği geçen tüm kıymetli akademisyen hocalarıma, Kırsal Kalkınma Komitesi Başkanımız Sayın Abdullah Eriş’e, bu raporun hazırlanmasında katkı sağlayan Grup yayın direktörü, editörlerimiz iç ve dış tasarımı gerçekleştiren arkadaşlarımıza, genel sekreterliğimize şahsım ve kurumum adına tekrar teşekkür ederim.

Abdurrahman Kaan

MÜSİAD Genel Başkanı