ŞUBE GENEL KURULU
9 MART 2021
ELAZIĞ
Sayın Vali Yardımcım,
MÜSİAD Elazığ Şubemizin Değerli Başkan ve Üyeleri,
Değerli Yönetim Kurulu Üyelerim,
İş ve Siyaset Dünyasının, STK’ların, odalarımızın değerli Başkan ve Temsilcileri, Kıymetli Basın Mensupları,
Elazığ Şubemizin Genel Kuruluna hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli Misafirler,
Bildiğiniz üzere 2020 yılı oldukça zorlu bir yıl olarak geride kaldı. Bilhassa 2018 yılının başından itibaren, küresel ekonomik sistemin oldukça sıkıştığını ve ciddi bir emtia kriziyle yüzleşmek durumunda kalabileceğimizi ısrarla vurguluyorduk. Fakat beklenen bu krizin patlama noktası, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir yerden geldi: Küresel Salgın. Bu kriz, diğerlerinin aksine iktisadi bir zemine sahip değildi ancak etkileri itibariyle tüm dünyada durma noktasına gelen ekonomik sistemi bizlere sorgulattı.
Sadece Dünya ekonomisi değil biz de çok kritik kararlar almanın arifesindeyiz. Bakınız sizlere önümüzde duran iktisadi tabloyu özetlemek isterim. Bunu yapmak, MÜSİAD’ın başkanı olarak siz kıymetli üyelerime karşı bir sorumluluğumdur. Türkiye’nin sert bir viraja girdiği açıktır. Sadece COVID süreci değil COVID öncesi süreçte de dünya ekonomisinde üretim ve tedarik hatlarının doğuya kaymasına paralel olarak emtia sıkıntısı yaşamaya başlayan batı ekonomileri için, COVID süreci bir bakıma patlamaya hazır bir sistemin pimini çeken son nokta olmuştur. Biz o dönemde verdiğimiz demeçlerde Dünyayı 2020 ve sonrası süreçte keskin bir emtia krizinin beklediğinin altını çizmiştik. Sadece emtia değil, reel ekonomik sorunların finansal araçlar ve politikalarla çözülmeye çalışıldığı bir kısır döngü içinde olduğumuzun ve bu durumun özellikle türev piyasalardaki şişme ile paranın değer ve tanım kaybına neden olacağının hatta parasal sistemin çökme noktasına geleceğinin altını defaten çizdik.
Aslında bundan sonraki süreçte değiştirmemiz gereken üretim modeli, ticaret ve tedarik sistemlerimiz, yatırım politikalarımız ve para politikalarımızın sürdürülebilirliği için gerekli stratejilerin belirlenmesi adına sermaye kesiminin sürece nasıl baktığını ve nasıl bir yol planı üzerinde hareket etmesi gerektiğini çizmek oldukça hayati bir öneme sahiptir. Çünkü enflasyon ve kur şokları aslında ülkemizdeki sermaye stokunu eritmekte ve devletin bilhassa sabit sermaye oluşumu üzerindeki yüzdesini artırmaktadır. Yani sermaye oluşumundaki sürekliliği sağlamak için devlet mekanizması, azalan özel sektör payının yerini doldurarak sistemi ayakta tutmaya çalışmaktadır ki bu da sağlıksız bir başka işleyişin habercisidir. Kıymetli Dostlarım,
Geçen yılın verileri ile Türkiye’de 351.244 milyar dolar sermaye stoku sağlandı. Bu da milli gelirin yaklaşık üçte birine tekabül etti. Ancak bu stokun oluşumunda devlet payı %20’ler düzeyine çıkarak özel sektör ve devlet arasındaki makas açılmaya başladı. Biz bu makasın bu yıl çok daha dramatik bir seviyede olacağını öngörüyoruz. Her ne kadar üçüncü çeyrek büyüme rakamlarında sabit sermaye yatırımlarındaki %22,5’lik oran umut verici olsa da maalesef kur şokları, şirketlerin sürekli yapılandırma içinde olması, azalan yatırım iştahı, negatif beklenti etkisi, zamanla faizlerin yatırımları dışlama etkisi gibi etmenler özel sektör sermaye stokundaki erimeyi riskli bir düzeye getirmektedir. Bu da devletin serbest piyasaya çok daha fazla etki edeceğini ve gerek gıdada gerekse elzem tüketim mallarında doğrudan tedarikçi ve satıcı konumuna geleceğini bizlere göstermektedir. Zaten COVID sürecinde Devletler, vatandaşlarının bu krizden en az hasarla çıkmaları için sosyal devlet anlayışına geçerek destek ve teşvikler yoluyla piyasaya mutlak hâkimiyet sağladılar. Şimdi yeni dönemde küreselleşme sorgulanırken bir sistem değişikliği dikkat çekmektedir: O da ulus ekonomilerinin ve kendi kendine yeten ülke ekonomisinin ortaya çıkması. Çünkü hatırlarsanız pandeminin başlarında yaşadığımız tam kapanma ülkeler arasındaki dayanışma anlayışını tamamen yok etti.
Değerli misafirler,
Defaten dile getirdik: Sermaye, teşvik ve girişimcilik verimliliğinin yeniden ele alınması ve buna göre yeni bir üretim planlamasının oluşturulması. Çok şükür bu hususta hazırladığımız birçok çalışma ve rapor, devlet düzeyinde yankı buldu ve sistemik değişimlere MÜSİAD olarak yine imzamızı attık. Hatta geçen hafta faizsiz finansman modeli adını verdiğimiz ve çoğu üyelerimizden oluşan faizsiz konut ve araç edindirme sistemine yasal bir düzenleme ve regülasyon zemini oluştu. Kendine yetebilirlik hususunda da sürekli tekrarladığımız bir politika nihayet devlet organlarında ses getirmeye başladı: Üretim-yatırım ve ticaretin senkronizasyonu. Kendine yetebilirlik, aslında fiyat istikrarının ve milli paranın güçlenmesinin de anahtar faktörüdür. Maliyet enflasyonu sarmalından çıkarak makul düzeylerde bir talep enflasyonuna geçiş için aslında hem tedarik, hem lojistik hem de üretim kabiliyetlerimizi tüm olasılıkları içeren paketler ile yedeklemeli ve bilhassa milli üretim felsefesini tüm sektörlerimizde çıkış noktası olarak belirlemeliyiz. Gıda tarım ve hayvancılık başta olmak üzere kilit sektörlerimizde ve katma değeri yüksek imalat sanayi ve teknoloji yoğun sektörlerde girdi bağımlılığından uzaklaşmak bizim yeniden özkaynak verimliliği ilkesine dönmemizi kolaylaştıracak bir unsurdur. Kaynaklarımızın etkin kullanımı ve tasarruf faktörünü harekete geçirmemiz bizlere üç temel alanda verimlilik kriterleri sunacaktır: Sermaye verimliliği, teşvik verimliliği ve girişimcilik verimliliği.
Kıymetli Misafirler,
Sermayenin servete değil, yatırıma ve sermaye stokuna evrilmesi bizim dar zamanlarda hem firmalarımız hem de devlet bütçemiz açısından daha dayanıklı bir yapıya kavuşmamızı temin edecektir. Bu etkin proje yönetimlerinden geçmektedir. Özel sektörün sermaye stoku oluşturma yükünü devletin omuzundan alması ve proje bazlı ortaklıklarla sisteme doğrudan dâhil olması gerekmektedir. Paranın durduğu yerden finansal piyasa araçları kullanılarak para kazanması yolunun sadece bizi değil tüm dünya ekonomisini nasıl bir çıkmaza getirdiğine hep birlikte şahit olduk. Bu aşamada girişimcilik verimliliği de göz önünde tutulması gereken bir husustur.
Elbette girişimcilik politikalarının engellenmesinden bahsetmiyoruz ancak, her firmanın da şoklar karşısında ne kadar dayanıklı olduğuna bu süreçte şahit olduk. Dayanamayan firmaların devlet bütçe kalemlerinde ilave bir yük olmasından çıkarılıp daha etkin ve seçici bir girişimcilik politikasını benimsememiz gerekmektedir. Bu noktada bir diğer unsur da kalkınmaya yönelik mesleki yeterlilik eğitimlerinin doğru bir planlama dâhilinde yapılmasıdır.
Çünkü güçlü bir ekonomi ancak yeterli ve nitelikli bir işgücü piyasasının varlığı ile mümkündür. Bu nedenle hangi sektörlerde hangi tip eleman açığının olacağına dair gelecek simülasyonları çerçevesinde nitelikli istihdama yönelik şimdiden başlatacağımız seferberlik bizleri yeni dünya sisteminde iş gücü verimliliğini yakalamak adına ve böylece kaynakların etkin kullanımı adına güçlü kılacaktır. Son olarak teşvik verimliliği devlet kaynaklarının etkin dağıtılması ve yönetilmesi adına önemli bir husustur.
Elbette devletimiz, proje geliştirilmesi ve bunların yatırımları artırması adına girişimcilere ve firmalara destek olmak yolunda adımlar atmaktadır. Ancak bu teşviklerin nasıl ve ne şekilde kullanıldığı, gerçekten kaynak verimliliği mi oluşturduğu yoksa kaynak israfına mı neden olduğu iyi araştırılmalıdır. Bu amaçla projelerin ve bu projelere sağlanan teşviklerin yeniden bir değerlendirme kriteri seti ile ele alınmasını önemsiyoruz. Bilhassa Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da yapılacak yatırımların sayısı ve etkinliği adına bizler bu üç verimlilik kriterinin devlet politikası olması için var gücümüzle çalışıyoruz.
Kıymetli Misafirler,
11. Kalkınma Planının hazırlanması sürecinde CB Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile gerçek manada ortak çalışmalar yaptık ve kalkınma planına çok kritik sektörler ve bunların yol haritalarına dahil eylem planları ekledik. Daha sonraki süreçte Türkiye tarihinde ikinci kez bir sermaye örgütü ile üst düzey bir devlet kurumu ortak bir mutabakat çerçevesinde birlikte çalışma kararı aldı ve SBB ile MÜSİAD arasında Stratejik işbirliği protokolü imzalandı. Bu, önemli bir atılımdır. Altını çizmek isterim. Hatta Genel Merkezdeki Komitelerimiz SBB bünyesindeki ilgili Daire Başkanlıkları ile planlamaya konu olan maddelerin icrası için ortak çalışmalara başladılar. Bu sürecin Anadolu sathına da yayılması için önümüzdeki yönetim dönemindeki arkadaşlarımın aynı ciddiyet ve özveri ile çalışacağından kuşkum yoktur.
Aynı şekilde geçtiğimiz haftalarda Merkez Bankası Başkanımız Sayın Naci Ağbal ve üst düzey bürokratlarından oluşan bir heyeti Merkez Binamızda ağırladık. Hayli kritik konularda istişarelerde bulunduk. Hatta komitelerimiz tarafından gerçekleştirilen bazı projelerde Merkez Bankası ekibi ve ilgili komitelerimizin ortak çalışmasına karar verdik. Nasıl ki SBB 11. Kalkınma Planında MÜSİAD olarak oldukça aktif bir rol oynadıysak aynı desteği bu kez enflasyon hedeflerinin tutturulması sürecinde de göstereceğimizin altını çizdik.
Konjonktür gereği devlet organlarımız elbette süreli bazı politikalar yapmak zorunda kalmışlardır ve kalacaklardır. Burada önemli olan nokta devletimize, içinden geçmekte olduğumuz süreçte destek olmaktan geri durmamaktır. TL’deki aşırı değer kaybının ve yüksek enflasyon seyrinin önüne geçmek maksatlı atılan adımların, örneğin kredi maliyetlerindeki ayarlamanın ilk dönem çıktılarını almaktayız. Ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankası’nın enflasyon ile mücadeledeki ısrarlı ve kararlı duruşu ve bu aşamada politika geliştirmek adına tüm iktisadi paydaşlar ile işbirliğine gitme tercihi, elbette hem iş insanlarını hem nihai tüketiciyi hem de yabancı sermayeyi umutlandırdı. Yani buraya kadar iyiye doğru bir gidiş elbette söz konusudur.
Çeşitli demeçlerimde de dile getirdiğim gibi bu görüşlerimizi bizzat ekonomi yönetimine de ilettim, bilhassa Anadolu’da ve sizlerin üretim ölçeğinde iş yapan firmalarımız için elzem olan bazı eylem planları söz konusudur: Teşvik sistemlerinin koordinasyon içinde, takip edilerek ve seçicilik esasına uygun şekilde yapılması. Yatırımlarda sürdürülebilir bir büyüme trendi yakalanabilmesi, yatırımlara yönelik sağlanan teşvik ve desteklerde daha “seçici” olunmasına bağlıdır. Teşvik mekanizmasının daha verimli çalışabilmesi, mevcut desteklerin tabana yayılmasını sağlamakla mümkün olacaktır. Teşvik ve KGF desteklerinin gerçekten yatırıma dönüşüp dönüşmediğinin takip edilerek Devlet desteklerinin finansal piyasalarda değerlendirilmesinin önüne geçilmesi sağlanmalıdır. Gerekirse teşvik, nakit olarak değil; yatırım bileşeni halinde dağıtılmalıdır.
Anadolunun yatırımlar anlamında güçlenmesi adına Bir başka eylem planı ise OBİ Kuluçka Merkezlerinin yaygınlaştırılması ve teşvik sistemlerinden daha ziyade KOBİ’lerin faydalanmasının sağlanmasıdır. Kilit sektörlerimiz başta olmak üzere, katma değeri yüksek sektörlere yapacağımız milli yatırımların, bilhassa orta ve uzun vadede fiyat istikrarı politikamıza sağlayacağı katkının hayati önem taşıdığı yadsınamaz. Bu süreçte sadece ölçek büyüklüğü ile avantaj sağlayan firmaların değil; Türkiye ekonomisinin lokomotif unsuru, KOBİ’lerimizin de yatırım teşvik edilerek ve onların başta mekân ve finansmana erişim olmak üzere, yatırım yapma iştahlarını olumsuz etkileyecek faktörlerin iyileştirilmesi hem onların zamanla büyüyerek çok daha yüksek hacimli üretim kapasitelerine ulaşmalarını sağlayacak hem de istihdam politikalarımıza olumlu dönüşler sağlayacaktır. Bu kapsamda daha çok az sayıda büyük işletmenin faydalanabildiği bir teşvik mekanizması yerine, KOBİ’lerin odak noktası olduğu bir teşvik modeli benimsenmelidir. Kıymetli Misafirler,
Salgın öncesinde 2020 yılı genelinde %3,5 oranında büyümesi beklenen küresel ekonominin, güncel tahminlere göre bu dönemde %4,5 - %5,0 bandında küçüldüğü tahmin ediliyor.
2020 yılında sert şekilde daralan küresel ekonominin 2021 yılında nispeten toparlanacağı öngörülmekle birlikte, salgının seyrine bağlı olarak tahmin belirsizliği yüksek seyrediyor.
Ülkemiz ise bu zorlu süreci en az hafif hasarla atlatan ülkelerin başında yer almaktadır. Türkiye güçlü ve zor dönemeçlere karşı şerbetli bir ülkedir. Bilindiği üzere 2020 yılının son çeyreğinde %5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, bu dönemde G20 ülkeleri içerisinde Çin’in ardından en çok büyüme kaydeden ülke olmuştur. 2020 yılı genelinde ise %1,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, yılın başında kendisine yönelik küçülme tahminleri yapan bütün uluslararası kuruluşları şaşırtan bir performans sergilemiştir. Yeniden Normalleşme sürecinin hem hizmetler hem de üretim sektörlerin canlanmayı artıracağını bunun da 2021 yılındaki milli gelirimize olumlu yansıyacağını söylemek yanlış olmaz. Ancak burada yine belirleyici faktör pandeminin seyri ve aşı çalışmalarının verimliliğidir. Zira bir üçüncü dalga ile karşı karşıya kalmamız halinde yeniden yaşayacağımız muhtemel sermaye kaybının telafisi için aynen Çin’in yaptığı gibi belli bölgelerde dur durak bilmeden üretime devam etmeli ve stoklarımızı artırma yoluna gitmeliyiz.
Bu da elbette güvenli ve her aşaması düşünülmüş üretim üsleri kurmak mantığından geçmektedir. Bu modelde temel amacımız, Çin’in yaptığı stratejiyi ülkemiz şartlarında daha da gelişmiş koşullar ve insanı-doğayı önceleyen bir mantıkla geliştirmektir. Kim ne derse desin, son açıklanan büyüme verileri ışığında ciddi bir direnç performansı sergilediğimiz açıktır. Ancak söz konusu büyüme performansının sürdürülebilir bir niteliğe kavuşabilmesi için, önümüzde uzun ve zorlu bir yol bulunmaktadır.
Yerli ve milli üretimde kritik pozisyondaki bütün sektörlerimizin kendi kendine yeterlilik politikalarının artırılması ve bilhassa dış ticarete yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi, doğru bir adım olacaktır.
Nitekim son yıllarda bilhassa hizmetler sektöründe göstermiş olduğumuz atılıma karşın, imalat sanayii Türkiye ekonomisi için önemini muhafaza etmektedir. Yılın son çeyreğinde %10,3 oranında genişleyen sanayi sektörü ve %10,5 oranında büyüyen imalat sanayii, söz konusu döneme ilişkin büyümenin itici gücü olmuştur. Kıymetli misafirler,
COVID 19 süreci bugünden yarına bitecek bir süreç değildir. Aşılama çalışmaları tamamen bitse bile toplumsal bağışıklığın zaman alacağını uzmanlar dile getirmektedir. Yani bir bu kadar daha yolumuz vardır. Tüm bunlar olurken aslında sessizce yeni bir yaşam biçimi hayatımıza girmekte ve bizler sakince bu yeni kurallara adapte olmaktayız.
Ayrıca COVID süreci tamamen bitse bile bizi bekleyen iki büyük sorun daha var: İklim değişikliği ve biyolojik terör ya da silahlanma. Dolayısıyla bu süreçte her ülke mecburen kendi yedek planlarını yapmakta. Üretimden tutun da güvenliğe kadar her alanda olası bir tekrarın önlemleri alınacaktır. Söz konusu avantajı bütün parametreleriyle birlikte sahaya yansıtabilmemiz için, Covid-19’un getirdiği orta ve uzun vadeli dönüşüm sürecine imalat sanayiini çok iyi hazırlamalıyız. Zira önümüzde Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitemiz ve iş gücü yetkinliklerimizi geliştirmek için kullanarak uzun vadede küresel ekonomide ciddi bir sıçrama yapabileceğimiz bir fırsat alanı bulunmaktadır.
Bakınız tesadüf eseri değil, bugünleri çok iyi analiz ederek ve gerçek manada stratejik bir yol haritası çıkararak bundan iki sene evvel başlattığımız tazelenme sürecimizdeki komitelerimizin isimlerini şimdi bir kez daha okuyunuz. 2018 yılında çizilen hattın 2023-2030’a kadar giden bir yolu nasıl tasarladığını göreceksiniz. Biz bu vizyonu kimse görmeden evvel seneler evvel ortaya koyduk.
Lojistikte yeni yollar ve yaklaşımlar Komitesi dedik. Bakın şimdi dünya ticaretine lojistik firmaları ve onların çizdiği yeni yollar yön vermektedirler. Yerli ve milli üretim planlama Komitesi dedik; bakın şimdi üniter ekonomik yapıların temel çıkış noktası yerli ve milli üretim planlama oldu. Enerji ve Maden Yönetimi ve Yatırımları komitesi dedik, bugün enerji güvenliği ve yeni maden yatakları adına bambaşka bir ekonomik paylaşım alanı oluşmakta. Sanayi Bölgeleri ve Yerleşkeleri komitesi dedik, bakın bugün üretim üsleri kurmak tüm dünyada elzem bir yatırım alanı oldu. Akıllı şehirler ve şehir ekonomileri komitesi dedik, bizden sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde politika haline geldi, 11 Kalkınma planına işlendi. hatta şehirlerin eşleştirilmesi adına AB çapında başlatılan projeler bizim bu hususta ne denli haklı ve öngörülü olduğumuzu gösterdi. Daha çok örnek var: Gastro-ekonomi, Kırsal kalkınma, Birleşme ve devralmalar, İhracat Eşleştirme… Bir dönem anlamakta zorlandığımız ve hatta bunu düşünen bunu inşa edenleri eleştirdiğimiz bu stratejiler, bakın bugün dünyanın yeni dönüm noktaları oldu. Demek ki önce tarafsızca dinlemek, sonra saygı duymak ve anlamaya çalışmak gerekiyormuş.
Şimdi Türkiye de aynı mantıkla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği üzere tazelenme sürecine girmiştir. Yeni bir reform hareketi başlamıştır. İlk adımını dün benim de katıldığım İnsan Hakları Eylem planı ile başlattık inşallah. Bizim, ülkemize, ülkemizin potansiyeline olan inancımız tam değerli dostlar. Öyle bizler olmaz denen ne varsa pandemi sürecinde yaptık elhamdülillah. Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.
Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık.
4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı. “Küresel Ticaret Burada” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz fuarda, 50 ülkeden 400 alım heyetini ağırladık. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz ve dünyanın her bölgesinden iş insanı, siyasetçi ve akademisyenin katıldığı EXPO 2020, iş insanlarımızın yeni iş birliklerine açılmasını sağlarken, yabancı yatırımcıların da ülkemizdeki yatırım fırsatlarını yakından incelemesine olanak tanımış oldu.
Kıymetli Misafirler,
Sanayi alanında Doğu Anadolu bölgesinde önemli bir yere sahip olan Elazığ’da, son yıllarda kaydedilen gelişime rağmen, katma değeri yüksek teknolojik üretimin olmadığı görülüyor.
İlin özellikle gelişim kaydettiği alan olarak ise madencilik dikkat çekiyor. Bakır, krom, simli kurşun ve bentonit ilin başlıca maden rezervini oluştururken; maden ürünleri ihracatı da Elazığ’ın en başarılı sahası konumunda.
2020 yılında önceki yıla kıyasla yaşanan %22,1’lik azalmaya rağmen, Türkiye’nin en çok ihracat yapan illeri arasında 44’üncü sırada yer alan Elazığ’da toplam 166,2 milyon dolar ihracat yapılmış, bunun içerisinde Madencilik Ürünleri’nin payı ise %85 olmuştur.
Bu dönemde toplam 67 ülkeye mal ve hizmet ihracatı gerçekleştiren Elazığ’da; ilk üç sırayı Çin, Romanya ve İsveç’in aldığını görüyoruz.
Elazığ’ın sanayideki başarısını daha yukarı taşımak için çalışmaya devam edeceğiz. Biz MÜSİAD olarak, yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız. Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik.
Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz.
Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz.
Değerli Misafirler,
Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık. Yola çıkış mottomuz, “beraber” oldu.
Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.
MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz. Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar.
Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.
Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz..
Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.
Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor. Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.
Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık.
Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.
Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.
Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.
Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar. Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.
Türkiye’nin 6 temel stratejisine uygun 6 temel alanda MÜSİAD Markası oluşturduk: Yenilik yönetimi ve dijital dönüşümün şartlarına uyum adına MÜSİAD INNOVA ( MÜSİAD YENİLİK).
Geleceğin stratejik sektörlerini ve iş modellerini geliştirmek için, MÜSİAD FUTURE (MÜSİAD GELECEK),
Eğitimi bir MÜSİAD ekolü haline getirme ve kurumsal bir kimlik kazandırmak için MÜSİAD AKADEMİ.
Markalaşmanın ve şirketlerin marka değerlerini artırarak Türkiye’den Dünya Markaları çıkarmak ve KOBİ’lerimizin birer büyük ölçekli kurumsal markalar haline getirmek adına Anadolu firmalarımıza yönelik çalışmaları kapsayan 2023 YER-EL (20 YER 23 EL),
Türkiye’nin yatırım stratejilerinde MÜSİAD Markasının güvenilirlik avantajını, sahasını, yastık altı tasarrufları kitlesel yatırımlara, ortaklıklara dönüştürmek ve yatırım fonları sistematiğini kurmak için MÜSİAD INVEST (MÜSİAD YATIRIM), Doğrudan dış yatırımcı için Türkiye’yi bir yatırım ve ticaret pazarı olarak tanıtmak ve MÜSİAD’ın dış saha yaygınlığını bir ticaret ve yatırım sistemi gibi çalıştırmak için CB Yatırım Ofisi ile birlikte kurguladığımız MÜSİAD TIA (MÜSİAD TİCARET ve YATIRIM AJANSLARI).
Bizler, birçoğunuzun şahit olduğu üzere çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz ve edeceğiz. Projeler geliştirmeye, ülkemize, milletimize, doğduğumuz topraklara hizmet etmeyi sürdüreceğiz.
MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.
Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.
Kadim bir geleneği sürdürme isteğiyle hayata geçirdiğimiz Karz-ı Hasen Sandığı projemiz, üyelerimiz arasındaki yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsal bir yapıya dönüştürerek, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmak düşüncesiyle oluşturduğumuz ve yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsallaştırmıştır. Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz.
Değerli Dostlar,
MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada tamamlarken, MÜSİAD Elazığ Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum.
Şube başkanımıza, yönetim kuruluna, MÜSİAD kadın komitesine ve genç MÜSİADlı kardeşlerimize başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel üst Kurulu başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Abdurrahman Kaan
MÜSİAD Genel Başkanı