ŞUBE GENEL KURULU

23 MART 2021

GAZİANTEP

Sayın Kaymakamım,

Sayın Belediye Başkanlarım,

Değerli Yönetim Kurulu Üyelerim,

İş ve Siyaset Dünyasının, STK’ların, Odalarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri, MÜSİAD Gaziantep Şubemizin Değerli Başkan ve Üyeleri,

Kıymetli Basın Mensupları,

Gaziantep Şubemizin Genel Kuruluna hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli Misafirler,

Bugün, Güneydoğu’nun kesişme noktası, ülkemizin markalaşma yolunda önemli adımlar atan şehri güzel Gaziantep’teyiz.

Antep, yakın zamana kadar sadece eğitim, ticaret ve sanayi şehri olarak anılırken, artık bir de “gastronomi şehri” unvanı eklendi.

Güneydoğu Anadolu’nun en gelişmiş ili konumunda bulunan Gaziantep'te toplam gelirinin %40’ı tarımdan, %25’i ise sanayiden sağlanırken; aktif nüfusun % 60’ı tarımda çalışmaktadır. Toprakları her türlü tarımsal üretim için uygun olan ilin yaylalarında kuru tarım, ovalarında sulu tarım yapılmaktadır.

2020 yılında Türkiye’nin en çok ihracat yapan illeri arasında 5’inci sırada yer alan Gaziantep, ülke genelinde ihracatın daraldığı bu dönemde, ihracatını %6,1’lik artışla 7,9 milyar dolara çıkarmayı başarmıştır.

Bu dönemde toplam 193 ülkeye mal ve hizmet ihracatı gerçekleştiren şehirde ilk üç sırayı Irak, ABD ve İngiltere almıştır.

Şehrin bu başarısını, pandeminin etkilerinin ortadan kalkmasıyla birlikte daha da ileri taşıyacağından şüphemiz yok; çünkü Antep, sanayicisiyle, yerel yönetimi ve halkıyla, yüksek potansiyelinin farkında olan bir şehir.

Değerli Dostlar,

Tüm dünya gibi ülkemiz de zor bir süreçten geçiyor ve zor bir imtihan veriyor. 2020 yılı bizleri hem sosyal hem iktisadi açıdan tam bir buhranın içine sürükledi. Sağlık krizi olarak başlayan süreç zaten kırılgan olan global ekonomiyi tabiri caizse parçaladı. Pandemi öncesi zaten tüm dünyada küresel ekonominin koşulları, işleyişi ve yeni güç unsurları tartışılmaktaydı. Üretim gelişmekte olan ülkelere ve doğuya kayarken Batı ekonomileri gerek yaşlanan nüfusları nedeniyle firmalarını devredecek nesil bulamamaları gerekse artan üretim maliyetleri karşısında üretim üslerini doğuya kaydırmaları ile aslında Asya ekonomisine bağımlı hale gelmekteydiler. Türkiye ise bu iki blok arasında hem tedarik hem de lojistikte transit ülke konumundaydı. Bu nedenle ne Batının küresel güçleri ne de doğunun yıldızı parlayan yeni ülkeleri Türkiye’yi boş bırakmak istemiyordu. Üretim ve yatırım ağları Doğu’ya kayarken Batılı küresel sermaye Üretim değil finansal piyasalar yoluyla dünya ekonomisinde söz sahibi olmak zorunda kalmışlardı. Bu nedenle pandemi öncesi 2016 yılından itibaren başlayan aşağı doğru büyüme eğilimi gelişmiş 20’yi yeni bir iktisadi sistem adına çalışmak ve şimdilerde “great reset” yani büyük sıfırlamayı gerçekleştirmeye zorluyordu. Pandemi bir bakıma bu süreci başlatan nokta oldu.

Ülkemiz bu iktisadi ve ticari savaşta hem ticari hem de siyasi diplomasiyi en üst düzeyde tutarak konumunu ve ağırlığını garantilemek üzere çalışıyordu. Devletler birbirleriyle dost ya da düşman değil, çıkarları doğrultusunda yakın ya da uzak olurlar. İşte bu iki blok arasında kimi zaman gerilen ilişkilerde Türkiye sürekli arabulucu pozisyonu ile bir bakıma yeni dünya düzeninin dengeleyici unsurlarından biri oldu.

MÜSİAD ise bu ilişki sistematiğinde bambaşka bir yere ve öneme sahiptir. Bizim gibi Dünya’da sayılı örnekleri olan ve geniş bir alana yayılmış Sivil Toplum Kuruluşları devletin demirden eline geçirilmiş kadife bir eldiven gibidir. Gerilen ilişkileri, geri planda iktisadi diplomasi kanalıyla ticaret ve yatırım ağları kurarak yeniden inşa edebilir ve hatta düzeltebilirler. Biz de gerek ticari diplomasi ağımız gerekse ekonomik istihbaratı önceleyen raporlama sistemimizle ticari komşulukları sınırlar ötesine taşımaktayız. Üyelerimizin dış ticaret hareketliliği bir bakıma ülkemizin dünyadaki yeni güç ve konumunun devamlılığını garantilemektedir.

Kıymetli Misafirler,

Tam da bu noktada değinmeden geçemeyeceğim bir süreç var. Bildiğiniz üzere son birkaç gündür finansal piyasalarda oldukça hareketli günler yaşamaktayız. Biz, bu volatilitenin devamlı olmayacağı ve piyasaların belli bir düzeyde dengeye oturacağını biliyoruz. Böylesi zamanlarda sükûneti korumak, soğukkanlı davranmak ve panik ile yanlış işlemler yapmamak kural gereğidir. Finansal piyasaları yönetmek ayrı bir sanat işidir ve bu sanatın mahareti ise beklenti etkilerini yönetmekte saklıdır. Hem yurt içi yerleşikler hem de yurt dışı yatırımcılar adına iyi yönetilen bir beklenti süreci bu geçici dalgalanmayı sona erdirecektir.

Zira gerek ekonomi yönetimi gerek bizzat merkez bankası gerekse bankacılık kesiminin kurum ve kuruluşları bu hususta gerekli açıklamaları yaparak önlemlerin alınacağını beyan etmişlerdir. Asya sığ piyasalarda başlayan bir hareket beklenenden daha düşük bir etki ile kur düzeyine yansımış ancak bu durum elbette yabancıların bilhassa bono piyasasından çıkmasının önüne geçememiştir. Lakin bu durumun başta reform Paketi eylem planlarının harekete geçirilmesi ve bizlerin devletimize duyduğumuz güvenin hiçbir koşulda sarsılmadan devam etmesi ile bertaraf edileceğinden kuşkumuz yoktur. Sonuçta dışarıdan yapılan açıklamalara rağmen Türkiye hala yabancı fonlar adına oldukça cazip bir ülkedir.

Ancak burada yeri gelmişken meselenin başka bir yönüne değinmek isterim. Reel ekonomi mi? Finansal ekonomi mi? Elbette finansal araçlar reel ekonomik aktivitelerimizin verimliliğini artırmak için başvurduğumuz yöntemlerden olmalıdır. Ancak tamamen finans piyasaları ile bezeli bir dünya sisteminin Pandemi olsun olmasın nasıl tıkandığına bizzat şahit olmadık mı? Kıymetli dostlarım bu işin özü üretimdir. Sadece üretim bazen kısıtlı kalır. Satışa yönelik üretim planları benimsenmelidir. Yani, pazarına uygun, pazarının miktar, ürün ve kapasitesi ile takvimlendirilmiş bir üretim ve ticaret planlaması gerekir. Böylece hem iç talep hem de ihracat kesintisiz ve biri diğerine ket vurmadan gerçekleşmiş olur. Bir adım daha ilerleyelim; üretim ve ticaret planlamalarına uyumlu yatırım modelleri. Yani uygun veya stratejik sektör, uygun firma, uygun zaman ve üründe yatırımın sürekliliğini sağlamak. Ben buna üretim-ticaretyatırım senkronizasyonu diyorum.

Bu senkronizasyonun işletilebilmesi ise üç verimlilik unsurunun göz ardı edilmeden ve sürekli takip edilerek uygulanması ile mümkündür: Kaynak verimliliği, sermaye verimliliği ve teşvik

verimliliği. Bu senkronizasyonu gerçekleştirmek için gerekli iş gücü, toprak, enerji ya da doğalş kaynak gibi kaynakların varlığı ve verimli kullanımı esastır. Sermayeyi bu alanda nasıl değerlendirmek gerekir. Ya da sermaye doğrudan yatırıma mı yoksa servete mi gitmektedir. Kazandığını yeniden işine mi yoksa servete mi aktarıyor5sun? Bunu sormak gerekir. Son olarak ise devletin dağıttığı teşvikler doğru yere mi gidiyor? Etkin dağılım sağlanıyor mu? Teşvik üretim ve yatırıma mı yoksa bankacılık sistemine mi gidiyor?

Reel mi finansal mı diye sormamın nedeni buydu? Enflasyon, istihdam, cari denge, büyüme gibi olgular reel ekonominin kapsamına girer ve yine reel ekonomik planlamalar ve araçlar ile çözülür ve dengeye getirilir. Üç temel piyasanın; yani sermaye, hammadde ve emek piyasasının birbirini besleyecek ve konsolide edecek şekilde çalıştırılması bizlerin sürdürülebilir bir kalkınma içinde ve büyüme oranlarımızın bile volatiliteden uzak, tahmin edilir bir dengede hareket etmesini sağlar.

Bakınız Kıymetli Dostlar

Sizlerle bazı rakamlar paylaşmak istiyorum ki durumun vahametini görelim: Dünyada dolaşımdaki banknot anlamında fiziki para miktarı ortalama 8 Trilyon$ düzeyindedir. Bu parav bankacılık sisteminde yer almaz. Bu miktarın; 1tirlyon’u Çin’de, 1,7trilyonu AB Bölgesinde, 1,6 trilyonu ABD’de, 0,9 trilyon’u Japonya’da ve geri kalan miktarı (2,4trilyon) dünyanın geri kalanındadır. Bu para sadece cebimizdeki para miktarıdır. İktisat biliminde M! Yani dar para arzı da denir.

Gelelim geniş para arzına yani bankacılık sisteminde yatan paraya. Dünya’daki paranın %8’i nakittir. Geri kalanı yani %92’si bankacılık sisteminde yatar. Bu rakam en güncel haliyle yaklaşık 98 trilyon Dolardır. Bu rakamın 38 Trilyon Dolar’lık kesimi vadesiz mevduat veya çeklerden oluşmaktadır. Geri kalanı ise işletilmek üzere sistemde dolaşır.

Bunlar buz dağının görünen yüzü. Asıl para finansal para arzı dediğimiz kesimdir ve yaklaşık 1,5 Katrilyon Dolar düzeyindedir. Sadece türev kontratların 2019 değeri 550 trilyon Dolar’dı. Finansal para arzı; fonlar, türev varlıklar, dijital paralar, kıymetli metal borsaları üzerinden kontratlar gibi aslında olmayan ve geleceğe teminatlı vaad senetlerinden ibarettir.

Gördüğünüz üzere sistemde aklın hayalin almadığı bir para arzı dolaşmaktadır. Pekii pandemi döneminde ne yaşadığımızı hatırlayın. Ülkeler birbirlerinden tıbbi malzeme hatta gıda malzemesi çalar hale geldiler. Yani cepteki para işe yaramadı. Üretim olmadığı sürece bastığınız para geçersizdir. Üretmediğiniz ve bu üretimi ticarete dönüştürmediğiniz sürece finansal araçlarla reel ekonomik sorunlar çözülemez. Tüm dünyada artan emtia fiyatları, gıda fiyatları, gıda güvenliği, su problemi ki iddia ediyorum önümüzdeki dönemin en büyük mücadele alanı su kaynaklarının paylaşımı ve kullanımı olacaktır; tüm bunları dünyadaki para arzı ya da finansal işlemler çözebildi mi?

Pandemi bize bir şeyi daha hatırlattı: kendi kendine yetebilmek. Hatırlarsanız küreselleşme kuralları içinde serbest mal ve sermaye hareketleri ülkeleri biraz da üretim ve kendi kaynaklarını değerlendirme konusunda tembelleştirmişti. Rahatlıkla çok uluslu firmalar kaynak zengini ülkelere gelerek kendi ülkeleri lehine üretimleri bu ülkelerde gerçekleştirip karı kendi ülkelerine transfer etmekteydiler. Dikkat ediniz, yeni dönem ulus ekonomilerinin ön plana çıkacağı ve her ülkenin kendi kaynaklarına ve yerli-milli sermayesine sımsıkı sarılacağı bir yüzyıl olacaktır. Bu kaynakların başında elbette su, tarım alanları, tohum, hayvanlarımız, madenlerimiz, bize özgün ve tıbbi üretimde kullanılan bitkilerimiz, enerji kaynaklarımız, insan gücümüz ve elbette milli sermaye ile bizleri her mecrada ve her krizde ayakta tutan milli şirketlerimiz gelmektedir.

Yerli ve milli üretimde kritik pozisyondaki bütün sektörlerimizin kendi kendine yeterlilik politikalarının artırılması ve bilhassa dış ticarete yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi, doğru bir adım olacaktır. Bugün dünyanın geldiği temel kavramı biz seneler evvel gördük: Stratejik Otonomi. Yani kritik sektörlerde yerli ve milli manada kendine yetebilirlik ve dünya üretimticaret-yatırım hattında söz sahibi olabilmek. Gıda güvenliği, savunma sanayi, bilişim ve veri güvenli, ilaç sanayi bunların en önemli kalemlerinden olmaktadır.

Gaziantep işte tam bu noktada ülkemizin bel kemiği sektörleri ve firmaları ile bizim lokomotif şehirlerimizden biridir. Türkiye 2020-2021 Mart arası bir yıllık dönemde toplam 160 milyar Dolar ihracat gerçekleştirmiştir. Gaziantep tek başına bu rakamın yaklaşık 7 milyar Dolar’lık kısmını karşılamıştır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Aralık 2020'de pandemiye rağmen 1 milyar

29 milyon 85 bin dolarlık ihracat gerçekleştirmiş ve aslında en zorlu dönemlerde bile çalışmanın ve üretmenin mümkün olabildiğini kanıtlamıştır.

Kıymetli misafirler,

2020 yılında sert şekilde daralan küresel ekonominin 2021 yılında nispeten toparlanacağı öngörülmekle birlikte, salgının seyrine bağlı olarak tahmin belirsizliği yüksek seyrediyor. Ülkemiz ise bu zorlu süreci en az hafif hasarla atlatan ülkelerin başında yer almaktadır. Bilindiği üzere 2020 yılının son çeyreğinde %5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, bu dönemde G20 ülkeleri içerisinde Çin’in ardından en çok büyüme kaydeden ülke olmuştur. 2020 yılı genelinde ise %1,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, yılın başında kendisine yönelik küçülme tahminleri yapan bütün uluslararası kuruluşları şaşırtan bir performans sergilemiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Liderliğinde açıklanan yeni Ekonomik Reform Paketinin icra sürecinin hem hizmetler hem de üretim sektörlerin canlanmayı artıracağını bunun da 2021 yılındaki milli gelirimize olumlu yansıyacağını düşünmekteyiz.

Pakette bir diğer önemli nokta ise yerli ve milli sanayileşmenin ve şehir ekonomilerinin önemine vurgu yapılması ve ithalat bağımlılığının azaltılması adına devlet alımları başta olmak üzere üretimin yerli kaynaklara kaydırılması başlıklarıdır.

Pandemi ile birlikte aksamaya uğrayan Tazelenme sürecinin şubelerdeki entegrasyonu yeni yönetim döneminde hızlıca tamamlanıp sizlerin şehrinizdeki kaynak ve sektörel yapıların çeşitliğine bağlı olacak şekilde komiteler kurulacaktır. Proje bazlı yeni yapımız sayesinde hepinizin her bir üyemizin kendi firması ya da bireysel çalışması şeklindeki projeleri artık genel merkez ile doğrudan bağlantılı bir şekilde çalıştırılacak ve güçlü ortaklıklar sağlanarak büyük projelere dönüştürülecektir.

İthalata olan bağımlılığımızı azaltacak her türlü üretim ve yatırım planı ve bunlara uygun projeler inanın bizi geleceğin Türkiye’sine taşıyacak yegâne güç olacaktır. Türkiye’de sanayicilerimiz bu dönemde oldukça büyük bir yatırım hevesi içindeler. Sadece büyük

işletmeler değil KOBİ yapılar da büyümek ve yatırım yapmak adına oldukça ısrarlı ve iştahlılar. Bu durumu ivedilikle avantaja çevirmeliyiz. MÜSİAD’taki görevim gereği sürekli sahadayım ve Anadolu’yu geziyorum. Sadece büyükşehirlerde değil Anadolu’nun her yerinde üretici, yatırım adına uygun bir finansal yapı ile buluştuğu takdirde hakikaten yeni bir başarı hikâyesi yazmaya hazır. Ancak burada bazı sorunlar var elbette. Özellikle firmaların, iç piyasada döviz avantajı sebebiyle ihracata yönelmeleri ve iç piyasaya daha kısıtlı mal vermeleri. Burada asıl yapılması gereken özellikle stratejik sektörlerde bilhassa hammaddeler konusunda üretimin artırılmasıdır. Uzun vadede firmaların ithalat stratejilerini revize etmeleri yani aslında hammadde üretimine yatırım yapmalarıdır.

Kim ne derse desin, son açıklanan büyüme verileri ışığında ciddi bir direnç performansı sergilediğimiz açıktır. Ancak söz konusu büyüme performansının sürdürülebilir bir niteliğe kavuşabilmesi için, önümüzde uzun ve zorlu bir yol bulunmaktadır.

Bizim, ülkemize, ülkemizin potansiyeline olan inancımız tam değerli dostlar. Olmaz denen ne varsa pandemi sürecinde yaptık elhamdülillah.

Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.

Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık. 4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı. “Küresel Ticaret Burada” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz fuarda, 50 ülkeden 400 alım heyetini ağırladık. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz ve dünyanın her bölgesinden iş insanı, siyasetçi ve akademisyenin katıldığı EXPO 2020, iş insanlarımızın yeni iş birliklerine açılmasını sağlarken, yabancı yatırımcıların da ülkemizdeki yatırım fırsatlarını yakından incelemesine olanak tanımış oldu.

Değerli Misafirler,

Yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız.

Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik. Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz. Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz.

Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık. Yola çıkış mottomuz, “beraber” oldu.

Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.

MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz.

2018 yılında çizilen hattın 2023-2030’a kadar giden bir yolu nasıl tasarladığını göreceksiniz. Biz bu vizyonu kimse görmeden evvel seneler evvel ortaya koyduk. Bizim seneler evvel planlayıp kurduğumuz komiteler, bugünün değil yarının ekonomik stratejilerinde birer madde olarak sayılmaktadır. Biz bunları evvelden gördük elhamdülillah.

Örneğin Akıllı şehirler ve şehir ekonomileri komitesi dedik, bizden sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde politika haline geldi, 11 Kalkınma planına işlendi. hatta şehirlerin eşleştirilmesi adına AB çapında başlatılan projeler bizim bu hususta ne denli haklı ve öngörülü olduğumuzu gösterdi. Gastro-ekonomi kelimesini biz kullandığımızda ülkemizde henüz çok nadir ve kısıtlı bir kesimin uhtesinde kısıtlı çalışmalar olarak yapılıyordu. Bugün neredeyse her yerde turizmin ve ülke kalkınmasının temel çıkış noktası haline geldi. Yine aynı şekilde turizminde yeni kaynaklar ve yatırımlar dedik, turizm salt yaz turizminden çıkarak bambaşka alanlara yöneldi. Kırsal kalkınma komitemizi kurduk ve orada birazdan çok daha ayrıntılı

bahsedeceğim Akıllı Kırkentler Projesi ile Bakanlığımızın yıllık planlamalarına destek verdik. Birleşme ve devralmalar, İhracat Eşleştirme…

Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar. Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.

Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz.. Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.

Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor.

Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.

Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık. Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.

Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.

Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.

Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar. Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.

Türkiye’nin 6 temel stratejisine uygun 6 temel alanda MÜSİAD Markası oluşturduk: Yenilik yönetimi ve dijital dönüşümün şartlarına uyum adına MÜSİAD INNOVA ( MÜSİAD YENİLİK).

Geleceğin stratejik sektörlerini ve iş modellerini geliştirmek için, MÜSİAD FUTURE (MÜSİAD GELECEK),

Eğitimi bir MÜSİAD ekolü haline getirme ve kurumsal bir kimlik kazandırmak için MÜSİAD AKADEMİ.

Markalaşmanın ve şirketlerin marka değerlerini artırarak Türkiye’den Dünya Markaları çıkarmak ve KOBİ’lerimizin birer büyük ölçekli kurumsal markalar haline getirmek adına Anadolu firmalarımıza yönelik çalışmaları kapsayan 2023 YER-EL (20 YER 23 EL), Türkiye’nin yatırım stratejilerinde MÜSİAD Markasının güvenilirlik avantajını, sahasını, yastık altı tasarrufları kitlesel yatırımlara, ortaklıklara dönüştürmek ve yatırım fonları sistematiğini kurmak için MÜSİAD INVEST (MÜSİAD YATIRIM),

Doğrudan dış yatırımcı için Türkiye’yi bir yatırım ve ticaret pazarı olarak tanıtmak ve MÜSİAD’ın dış saha yaygınlığını bir ticaret ve yatırım sistemi gibi çalıştırmak için CB Yatırım Ofisi ile birlikte kurguladığımız MÜSİAD TIA (MÜSİAD TİCARET ve YATIRIM AJANSLARI). Bizler, birçoğunuzun şahit olduğu üzere çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz ve edeceğiz. Projeler geliştirmeye, ülkemize, milletimize, doğduğumuz topraklara hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.

Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.

Kadim bir geleneği sürdürme isteğiyle hayata geçirdiğimiz Karz-ı Hasen Sandığı projemiz, üyelerimiz arasındaki yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsal bir yapıya dönüştürerek, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmak düşüncesiyle oluşturduğumuz ve yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsallaştırmıştır.

Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz.

Değerli Dostlar,

MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada tamamlarken, MÜSİAD Gaziantep Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum.

Şube başkanımıza, yönetim kuruluna, MÜSİAD Kadın Komitesi’ne, Genç MÜSİADlı kardeşlerimize başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel Üst Kurulu Başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, ayrıca üretim ve ticaret üst kurul başkanımız Oktay Bey’e, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Abdurrahman Kaan

MÜSİAD Genel Başkanı