Sayın Cumhurbaşkanım,

Kıymetli misafirler,

Hanımefendiler, beyefendiler…

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama; tam 51 yıl önce bugün, 14 Ağustos 1974’te, Kıbrıs Barış Harekâtı sürecinde, Atlılar, Muratağa ve Sandallar’da şehit edilen en küçüğü henüz 16 günlük bir bebek olan 126 kardeşimizin ve hemen ertesi gün Taşkent’te "esir değişimi bahanesiyle" köylerinden götürülerek şehit edilen 89 Kıbrıs Türkü soydaşımızı rahmet ve minnet ile anarak başlamak istiyorum.

Bugün burada Kıbrıs’ın geçmişini, bugününü ve geleceğini konuşuyoruz. Ana konumuz iki devletli çözüm ve Mavi Vatan vizyonu… Ama bu konuları hakkıyla değerlendirmek için önce tarihin bize verdiği dersleri hatırlamalıyız. Kıbrıs, Osmanlı’nın 1571’de fethiyle birlikte adaletin ve huzurun adası oldu. Türkler ve Rumlar başta olmak üzere adada yaşayan farklı din ve milletler, üç yüzyıl boyunca yan yana yaşadı. Ancak 1878’de İngilizlerin gelişiyle bu denge bozuldu. İngiliz yönetimi, Rum nüfusu güçlendirdi, Türkleri geri plana itti ve iki toplumu birbirine düşürecek politikalar izledi.

1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, kâğıt üzerinde iki eşit halkın ortak devleti idi. Ama Rum liderliği bu ortaklığı hiçbir zaman kabul etmedi. 21 Aralık 1963’te “Kanlı Noel” ile başlayan saldırılar tüm adaya yayıldı. Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç küçük çocuğu evlerinde katledildi. Ayvasıl’da 21 Türk köylü toplu mezara gömüldü. Geçitkale, Boğaziçi, Muratağa, Sandallar, Atlılar, Taşken başta olmak üzere adını burada sayamayacağım kadar birçok köy ve yerleşim birimi… Bu köylerde yaşanan katliamlar, sadece rakam değil; bir halkın var olma mücadelesinin kanlı sayfalarıdır.

Ve bugün Rum tarafı, bu katliamları yapan taraf olmasına rağmen, hâlâ Türkleri işgalci göstermek için yalan tarih üretiyor. Kendi gençlerini bu yalanlarla büyütüyor. Daha geçtiğimiz haftalarda Rum gençleri sınıra gelip “Kıbrıs Yunan’dır, Yunan kalacak” diye bağırdılar. Bizim gençlerimiz ise sessiz kaldı. Çünkü biz kendi gençlerimize bu tarihi gerektiği gibi öğretmedik.

20 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının darbesi, Kıbrıs Türk halkı için ya var olma ya yok olma anıydı. Türkiye, Garanti Antlaşması’ndan doğan hakkını kullanarak Barış Harekâtı’nı başlattı. Bu harekât bir halkı soykırımdan kurtardı.

Sonraki yıllarda çözüme ulaşmak için çok fırsat geldi. En önemlisi 2004’teki Annan Planı’ydı. Biz, bu planın birçok maddesi aleyhimize olmasına, güvenlik ve siyasi eşitlik konularında eksik kalmasına rağmen, sırf çözüm olsun diye “evet” dedik. Rumlar ise “hayır” dedi. Avrupa Birliği, Rum tarafına “evet” demesi için baskı bile yapmadı; aksine, “hayır” diyen Rumları ödüllendirerek üyeliğe aldı. Ve bize o gün verdikleri sözleri, yani izolasyonları kaldırma, doğrudan ticaret ve siyasi temsil hakkı gibi taahhütleri bugüne kadar yerine getirmedi. Bu bize şunu gösterdi: Kıbrıs Türk halkı ne kadar iyi niyetli olursa olsun, Rum tarafı tek devlet ısrarından, AB ise çifte standarttan vazgeçmiyor. Bu yüzden bugün geldiğimiz noktada iki devletli çözüm, sadece siyasi bir tercih değil, halkımızın onuru ve güvenliği için tek yoldur.

Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in kalbinde, enerji yollarının ve deniz ticaretinin kavşağında. Mavi Vatan vizyonu, denizlerdeki haklarımızı korumak ve bu kaynaklardan eşit pay almak demektir. Rum tarafının tek taraflı sondaj girişimleri hukuksuzdur ve barışı tehdit eder.

Değerli dostlar, Kıbrıs davası bir milletin varoluş mücadelesidir. Bu mücadeleyi sadece liderlerin omuzuna yükleyemeyiz. Gençlerimize bu davayı öğretmek, hafızamızı canlı tutmak zorundayız. Rum gençleri yalanla motive olurken, bizim gençlerimiz gerçeği bile duymuyorsa, geleceğimiz tehlikededir. O yüzden bu toplantıların, bu konuşmaların önemi çok büyük. Bizim davamız, sadece geçmişin değil, geleceğin davasıdır. Ve iki devletli çözümde ısrar etmek, Mavi Vatan’da dimdik durmak hem şehitlerimize hem de gelecek nesillere borcumuzdur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.