ŞUBE GENEL KURULU

16 MART 2021

İZMİR

Sayın Kaymakamım,

Sayın Belediye Başkanlarım,

Değerli Yönetim Kurulu Üyelerim,

İş ve Siyaset Dünyasının, STK’ların, Odalarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri, MÜSİAD İzmir Şubemizin Değerli Başkan ve Üyeleri,

Kıymetli Basın Mensupları,

İzmir Şubemizin Genel Kuruluna hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli Misafirler,

Pandeminin zorlu koşullarına rağmen şube genel kurullarımız vasıtasıyla Anadolu’ya şartlar elverdiğince temas etmek ve bu sayede hem genel kurullarımızı gerçekleştirip hem de sizlerle ülkemizin ekonomik, ticari ve siyasi gündemine dair sohbetlerde bulunmaktan mutluluk duymaktayım. Ne demiştik? MÜSİAD, sahada en etkin ve yaygın, eşine nadir rastlanır bir sermaye platformudur. Bu özelliği ile de ülkemizin gerek ekonomik gerekse sosyal açıdan kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş ve en ince saha bilgisine dahi hâkim olmanın verdiği güç ile ilerlemektedir.

Genel Başkanlığımı devretmeme az bir süre kala, her vesile Anadolu’nun nabzını tutmak, üyelerimiz ile bir araya gelmek, onlara temas etmek ve sektörel sorunları bizzat muhataplarından dinleyerek ilgili mercilere ulaştırmak adına gerek memleketim gerekse kuruluşundan bu yana içinde yetiştiğim ve her aşamasında görev aldığım MÜSİAD’ımız için seyrüsefer halinde oldum. Diyebilirim ki İstanbul Genel Merkez’de geçirdiğim gün sayısı seferde geçirdiğim zaman yanında çok azdır. Bundan hem mutluluk hem de onur duyuyorum. Çünkü MÜSİAD, sadece bir bölgeye sıkışmış ve nüfuz alanı dar bir sermaye grubu değildir. MÜSİAD, bu ülkenin sosyal, siyasi ve ekonomik tarihinin en canlı şahidi ve hatta onu inşa eden unsurlardan biridir.

Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi sonrası tazelenen ve yeni dünya düzeninin hız ve proje üretimi temelli anlayışına en uygun şekilde yapılanan yeni haliyle MÜSİAD, bu ülkede

sermayenin, diplomasinin ve sanayileşmenin üssü ve her ölçekte şirketin kendi talep ve çıktıları adına aynı bünyede rahatlıkla var olabileceğini ispatlamaktadır. Sektörel geniş yelpazesi ve her ölçekten firması ile ülke ekonomisini kucaklayan bir ailedir.

Kıymetli Misafirler,

2020 yılı bizleri hayli zorladı. Sağlık krizi ile başlayan süreç zamanla ülkelerin ekonomik dengelerinin bozulmasıyla global bir iktisadi krize dönüştü ve bu sürecin bugünden yarına biteceği de mümkün görünmemektedir. Gitgide alıştığımız ve adeta yeni normalimiz olan bu süreç bizlere yeni yaşam ve çalışma biçimleri verdiği kadar, yeni tehdit ve fırsat algıları da oluşturdu.

Kıymetli dostlarım, pandemi bize aslında hiç hesaba katmadığımız bir gerçeği gösterdi: tüm dünyada üretim durduğunda ve tüm kapılar kapatıldığında yani herkes, her ulus kendi başına kaldığında, herkes kendi başının çaresine nasıl bakacaktı? Bizler yıllardır küreselleşme ve onun dünyaya saldığı iktisadi rüzgâr ile üretim ve ticaret yaparken, pandemi etkisi ile birlikte küreselleşme bir anda varlığı sorgulanır bir modele dönüştü. Yeni güç dengelerinin hesabı yapılırken Asya ekonomileri hem üretim üssü hem de tedarik ve lojistik hatlarının yeni merkezi olarak ön plana geçti.

Pandemi ile sermaye, mal ve insan hareketliliği neredeyse durma noktasına geldiğinde ülkeler “kendi kendine yetebilme” çerçevesinde ekonomik planlamalarını revize etmeye başladılar. Bu noktadan itibaren saldırgan ve belli ülkelerde kümelenmiş küresel ekonomik sistem, yerini yavaş yavaş üniter yapılara ve yeni üretim üslerine bıraktı. Ancak bu kez devlet etkisinin çok daha fazla hissedileceği ulus ekonomilerinin varlığı esas olacaktır. İşte bu noktada artık yerli ve milli sermaye ve sanayileşme politikalarımız, bizi 2023 ve sonrası hedeflere taşıyacak yegâne eksendir. Pandemi aslında Türkiye’nin, Dünya ekonomi atlasındaki önemini ziyadesiyle artırmıştır. Bu fırsatın derhal ve en etkin şekilde değerlendirilmesi gerekir.

Kıymetli Misafirler,

Biz, bir ada ülkesi değiliz. Sınır ya da eksen alanında çok sayıda komşu ülke ile sarılmış bir ülkeyiz. Hele bir de bu duruma Ege, Karadeniz ve Akdeniz gibi oldukça stratejik ve mavi vatan adına korunması elzem karasuları da eklendiğinde, gerek siyasi gerekse askeri diplomasinin çok ince bir hattan geçtiğini görmekte ve yaşamaktayız.

Bugün İzmir’deyiz. Ege’deki Adaların mülkiyeti ve Yunanistan’ın adalar üzerinden zaman zaman yaptığı müdahaleler açıktır. Ve son günlerin en sıcak gündemlerinden biri, Girit Adası’ndaki Suda üssü ile başlayan Doğu Akdeniz’deki gerginlik. Elbette bu manevralar karşısında devletimiz gereken cevabı vermiştir. Elbette gerek kara, gerek deniz sınırlarımız ve buralardaki münhasıran ekonomik alanlar dâhil haklarımıza yönelik en ufak bir tehdit karşısında gereken cevap verilir. Bu durum sadece bir örnek.

Bu kadar komşu ile çevrili bir ülke evet; siyaseten diplomatik ve askeri koşullar karşısında her an tetikte olmakla beraber iktisadi ve ticari anlamda da şanslıdır. Çünkü her komşu yeni bir bağ, yeni bir ilişki yeni bir ticari müttefikliktir. İşte burada bizim gibi sermaye örgütlerine önemli görevler düşmektedir. Çünkü devletler birbirleriyle kişisel değil çıkarlar dairesinde ilişki kurarlar. Aynı durum ticari hayatta da geçerlidir. Bizim gibi geniş alana yayılmış Sivil Toplum Kuruluşları devletin demirden eline geçirilmiş kadife bir eldiven gibidir. Gerilen ilişkileri, geri planda iktisadi diplomasi kanalıyla ticaret ve yatırım ağları kurarak yeniden inşa edebilir ve hatta düzeltebilirler. Biz de gerek ticari diplomasi ağımız gerekse ekonomik istihbaratı önceleyen raporlama sistemimizle ticari komşulukları sınırlar ötesine taşımaktayız.

İşte biz tam da bu amaçla yerel ve global ağlarımızı yeniden yapılandırarak MÜSİAD Ticaret ve Yatırım Ajansları Sistemini tasarladık. Bu sistemin devlet kanadında ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve Yatırım Ofisi’nin desteklerini aldık. Bu sistemde amaç, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yatırım ya da üretim ortaklıklarını yabancı talep ile buluşturmak ve aynı zamanda yabancı sermayeyi Türkiye’ye yatırım yapması sürecinde uçtan uca tasarlanmış bir destek mekanizması ile yerli paydaşları ile bir araya getirmektir. Bu konuda Yatırım Ofisi ve MÜSİAD kendi üye ve yatırımcı portföylerini paylaşacak ve Türkiye’ye gelecek yeni yatırımların sanayileşme hareketine katkısı artırılacaktır. MÜSİAD INVEST adını verdiğimiz sistem ise bu süreçteki nakit akışının yönetim modelidir.

Sadece bu sistemler değil, tazelenen yapımız aslında, proje bazlı işleyişi sayesinde yerel ve global ağlardaki tüm şube ve temsilciliklerimizin projelerini uygun paydaş, yatırımcı ile buluşturmak ya da olası ortaklıkları teşvik etmek ve bunlar için uygun hukuki ve bürokratik zemini hazırlamak üzerine kuruludur. Çünkü amacımız, tüm üyelerimizin MÜSİAD’ın nüfuz alanı ve çatısı sayesinde sermaye güçlerini artırarak sanayileşmenin lokomotif unsuru haline gelmesini sağlamaktır. Bu, bizim asli görevimizdir. Çünkü biz, bir sermaye platformuyuz.

Kıymetli Misafirler,

“Ben demiştim” demek, inanın söyleyen için, duyandan daha ağır bir yüktür. Çünkü içinizde acaba daha fazla üstelese miydim diye bir baskı oluşur. Üretimin önemine dikkat çektik. Finansal piyasaların reel ekonomiyi açıklamakta yetersiz kaldığını ve kalacağını belirttik! Üretimde, hiçbir sektör ihmal edilmemelidir. Yani tarım ve hayvancılık alanında üretim, sanayi üretimi ve hizmetler sektöründeki üretim, senkronize bir şekilde olmalıdır. Üretim alanlarından bir sektör, kesinlikle bir diğerine feda edilmemelidir. Buna Çoklu Üretim Modeli denmektedir. Ayrıca sadece üretim yetmez. Satışa yönelik üretim modeli üzerine bir planlama içinde olmamız esastır. Yani pazarı ve satışı garantiledikten sonra üretimi yapmak. Ancak bu da yetmez. İç talebi doğru tespit ettikten sonra dış ticaret planlaması yapmak gerekir. Aksi halde dolu depolardan söz ederken ithalat yapmaya başlarsınız. Bu da dış ticaret hadlerinizi olumsuz etkiler. Bu da yetmez, Üretim ve ticaret için yatırımın sürekliliği ve sürdürülebilirliği gerekir. Biz bu uçtan uca sistematiğe, üretim-ticaret ve yatırımın senkronizasyonu dedik. Ve açıklanan Ekonomik Reform Paketinde bu hususlara bizzat dikkat çekilmesi ve bir devlet politikası olarak kayda geçmesi bizleri mutlu etmekte ve bir nebze bu hususta faydamız olması adına da onurlandırmaktadır.

Eylül 2018 tarihinde Anadolu Ajansına bir açıklamada bulundum: “Ülkemizde uzun bir süredir tüketim, üretimden fazladır. Sorunların çözümü, bu olguyu tersine çevirebilmeyle yakından ilişkilidir. Yani “üreterek tüketme” anlayışına geçiş yaparak, başta ekonomik olmak üzere bütün sorunların üstesinden gelmek mümkündür. Ancak üretmeyi başardığımız ölçüde bu yüzyılın yükselen ülkesi olabiliriz. Aksi takdirde, bugünkü kazanımlarımızı da kaybetmekle yüz yüze kalabiliriz." dedim. Bugün geldiğimiz noktada enflasyon ile mücadele planlarının bu eksen üzerinden yapılacak olması ayrıca umut vericidir.

Türkiye tedarik ve lojistik hatları üzerinde olma pozisyonunu hala etkin bir şekilde kullanabilmiş değil. Türkiye hala uzman olduğu ve uzun yıllardır dünyada üretici pozisyonunda olduğu sektörlerde marka çıkarabilmiş ya da katma değeri yüksek ürünler pazarlayabilmiş bir ülke değil. Her yerde veririm bu örneği. Basit ancak etkili bir örnektir: Un satmak ile simit satmak arasında hem marka, hem fiyat-getiri hem de ticari geri dönüş açısından farklar vardır. Hâlbuki undan simit yapmak öyle zor bir süreç değildir. Oysa temel hammaddeye katma değer katar. Türkiye’deki üretici hala bu zihniyetten uzak. Ancak yeni açıklanan Ekonomi Reform Paketi’nde Sayın Cumhurbaşkanımızın bilhassa katma değerli üretim ve markalaşma üzerine vurgu yapması doğru bir eksene girdiğimizin kanıtıdır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, liderimize, bugünün ötesindeki vizyonu için şükranlarımı şahsım ve kurumum adına sunarım.

Kıymetli Misafirler,

Konuşmamın başında da söylediğim gibi, merkezde oturmak yerine tek tek illeri ziyaret etmemin bir nedeni de sanayileştirmenin icrası için yani uygun sanayi politikaları oluşturmak ve bunları sahada işler hale getirmek adına gelecek vadeden şirketleri tespit etmek ve aynı zamanda bu illerin potansiyellerini mevcut firmalarıyla karşılaştırmalı olarak incelemektir. İllerin markalaşması ve mevcut varlıklarının değere dönüşmesi yani potansiyellerinin düzgün tespit edilerek bu potansiyellere uygun yatırımlarla illerin değerlerinin artırılması projem seyahatlerim sonunda oldukça kapsamlı bir çalışmaya dönüştü. Her şehrin kendine özgü değerleri vardır. Bunların katma değeri yüksek varlığa dönüşmesi o şehri markalaştırır ve GSYİH’ya katkısını artırır. Dünyada benzeri özelliklere sahip muadili olan şehir ile bizdeki şehirler belli kriterler ile kıyaslanıp dünyadaki örneklerin ürettikleri katma değerin yöntem ve süreçlerini bizdeki şehirlerde de uygulamak bu çalışmanın temel çıkış noktasıydı.

Bu çalışmaya “Şehirleri Özgün Değerleriyle Kalkındırma” adını verdik. Yani dünya muadilleri ile kıyaslayarak kendi varlıklarını değerleme kriterleri belirleme ve şehir eşleştirme. İşte bu noktada kıyas kriterlerinden en önemli olanı o şehrin sahip olduğu firma gücüdür. Doğru bir sanayileştirme politikası belirlemek aslında, şehir ekonomileri oluşturmak için bu ekonomiyi ayakta tutacak gelecek vadeden firmaları bulmak, desteklemek, ölçeklerini büyütmek,

sermaye güçlerini artırmak ve yerli-milli üretim hamlesini hem şehirleri markalaştırmak hem de firmaları güçlendirmek şeklinde yapmaktan geçer. Ben buna Sanayileştirmenin icrası için şehir ekonomilerini çalıştırmak diyorum. Pek çok kavramı ilk biz dile getirdik sonra başka mecralarda başka kişilerce sahiplenildiğini gördük. İnşallah bunda da aynı şeyi yaşamayız.

Kıymetli Misafirler

Geçen hafta açıklanan Ekonomik Reform Paketine dair farklı mecralarda açıklamalarda bulundum. Hem ana başlıkları hem iktisadi koordinasyonu gerçekleştirmek ve dağınık veriyi toparlamak için oluşturulan kurulları açısından bizleri memnun edici yenilikler barındırmaktadır. Ancak paket aslında sanayicilerin yani bizlerin bu noktadan sonra çok daha aktif ve üretken olması gereken süreci de bizlere göstermektedir.

Pandemi bize öyle kavramları hatırlattı ki bunlar geleceğin şekilleneceği yeni güç unsurları oldu: Gıda ve tarım güvenliği, yenilenebilir enerji ve enerji yatırımları, lojistikte yeni hatlar, birleşme ve devralmalar, ekonomi güvenliği, sigorta ve ressürans, akıllı şehirler, yurt dışı alt ve üst yapı yatırımları, üretim üsleri ve yerleşkeleri, ilaç hammadde üretimi, teknik tektil ve daha sayamadığım pek çoğu. Bilhassa Türev enerji kaynakları ve maden yatırımlarının stratejik önemi, yeşil mutabakat konusunda bu alanda oluşacak yeni finansal sistem ve yatırım araçları, daha önce karşılaşmadığımız ama bir an evvel haberdar olup hazırlanacağımız yeni gündemlerdir. Bu kavramlar ne hikmetse tazelenme sürecinde bizim birer komite ismimizdi. O dönem bu kavramları kimse bilmez ve dile getiremezken biz stratejik amaç yapıp komiteler kurduk. O dönem aldığımız eleştirilere cevap olabilir belki aynı başlıkların şimdi ülkemizin reform paketinde yer alması ve yeni dünyanın yeni kaynak ve yatırım yönetim kalemleri haline gelmesi. Elhamdülillah, biz bunları da gördük.

Kıymetli Misafirler,

Evet, ekonomik açıdan bizi uzun ve meşakatli bir yol bekliyor. Enflasyon, istihdam, kaynak ve teşvik verimliliği, kamu maliyesi pek çok alan. Örneğin G20 ülkelerinin 2020 yılı enflasyon oranı ortalaması %3,6 seviyesindeyken, Türkiye’nin 2020 yılında 12 aylık enflasyon ortalaması %12,3 olarak gerçekleşti. Hâlihazırda Şubat 2021 dönemine ilişkin en güncel enflasyon verisi de %15,6 ile artış eğiliminin sürdüğüne işaret etmektedir.

Aynı dönemde yurtiçi üretici fiyatlarının yıllık bazda %27,09 ile son 21 ayın en yüksek seviyesine yükselmesi, manşet enflasyon göstergesinin üzerinde seyreden çekirdek enflasyon verileri ve kurdaki hareketliliğin sürmesi; enflasyonun önümüzdeki dönemde en önemli gündem maddelerimizden biri olacağına işaret etmektedir. Küresel piyasalardan kaynaklanan fiyat artışlarının T.C. Merkez Bankasının etki alanının dışında olması sebebiyle, sıkılaştırıcı para politikasının enflasyonla mücadele konusunda etkisinin azaldığını görüyoruz. Dolayısıyla bizlere üretim ve ihracat anlamında çok iş düşmektedir. Bir ülkenin para gücünü o ülkenin yatırım ve üretim gücü belirler. Türkiye büyük ve güçlü bir ekonomidir. Ve yapısı gereği iktisat biliminin temel yasalarına aykırı durumlar sergiler ve her zorluktan çıkmayı da başarır. Bakınız G20 ülkeleri arasında Çin ve Türkiye dışında büyüme gösteren bir ülke olmadı.

Elbette bu performans bizim için şaşırtıcı olmadı. Zira MÜSİAD olarak Türkiye’nin, mevcut imalat potansiyeli ve esnek üretim kapasitesiyle, muadili olan diğer ülkelerle kıyaslandığında ciddi bir avantaja sahip olduğunu, her fırsatta dile getirmiştik.

Yerli ve milli üretimde kritik pozisyondaki bütün sektörlerimizin kendi kendine yeterlilik politikalarının artırılması ve bilhassa dış ticarete yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi, doğru bir adım olacaktır. Zira Reform Paketinde bu konuların öncelendiği görülmektedir.

Bizim, ülkemize, ülkemizin potansiyeline olan inancımız tam değerli dostlar. Öyle bizler olmaz denen ne varsa pandemi sürecinde de yaptık elhamdülillah.

Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.

Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık. 4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı. “Küresel Ticaret Burada” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz fuarda, 50 ülkeden 400 alım heyetini ağırladık. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz ve dünyanın her bölgesinden iş insanı, siyasetçi ve akademisyenin katıldığı EXPO 2020, iş insanlarımızın yeni iş birliklerine açılmasını sağlarken, yabancı yatırımcıların da ülkemizdeki yatırım fırsatlarını yakından incelemesine olanak tanımış oldu.

Değerli Misafirler,

Çok yönlü bir yapıya sahip olan İzmir ekonomisi; sanayi, tarım, ticaret ve turizme dayanmaktadır. İmalat sanayiinde İstanbul ve Kocaeli’nden sonra üçüncü sırada yer alan İzmir, Türkiye’nin en büyük ihracat limanı konumundadır.

Doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleri, kara, demiryolu, hava ve deniz ulaşımı ve yeterli konaklama tesisleri ve alt yapıları ile turizm sektörü her geçen gün gelişmektedir. 2020 yılında Türkiye’nin en çok ihracat yapan illeri arasında 4’üncü sırada yer alan İzmir’in ihracatı, önceki yıla göre %2,4 azalma kaydetmiş olmasına rağmen 9,5 milyar dolar ile güçlü bir performans ortaya koymuştur.

Söz konusu ihracatta öne çıkan gruplar ise Kimyevi Maddeler ve Mamulleri, Hazırgiyim ve Konfeksiyon ve Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri olmuştur.

Bu dönemde toplam 210 ülkeye mal ve hizmet ihracatı gerçekleştiren İzmir’de; ilk üç sırayı Almanya, ABD ve İngiltere almıştır.

İzmir’in, uzun yıllardan bu yana var olan ticaret kültürü ve başarılı üretim ve ihracat performansını korumanın ötesinde her geçen gün daha ileri taşıyabilmek adına çalışıyoruz. Biz MÜSİAD olarak yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız.

Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik. Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz. Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz.

Değerli Misafirler,

Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık. Yola çıkış mottomuz, “beraber” oldu.

Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.

MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz.

Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar. Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.

Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz.. Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.

Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor.

Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.

Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık. Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.

Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.

Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.

Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar.

Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.

Türkiye’nin 6 temel stratejisine uygun 6 temel alanda MÜSİAD Markası oluşturduk: Yenilik yönetimi ve dijital dönüşümün şartlarına uyum adına MÜSİAD INNOVA ( MÜSİAD YENİLİK).

Geleceğin stratejik sektörlerini ve iş modellerini geliştirmek için, MÜSİAD FUTURE (MÜSİAD GELECEK),

Eğitimi bir MÜSİAD ekolü haline getirme ve kurumsal bir kimlik kazandırmak için MÜSİAD AKADEMİ.

Markalaşmanın ve şirketlerin marka değerlerini artırarak Türkiye’den Dünya Markaları çıkarmak ve KOBİ’lerimizin birer büyük ölçekli kurumsal markalar haline getirmek adına Anadolu firmalarımıza yönelik çalışmaları kapsayan 2023 YER-EL (20 YER 23 EL), Türkiye’nin yatırım stratejilerinde MÜSİAD Markasının güvenilirlik avantajını, sahasını, yastık altı tasarrufları kitlesel yatırımlara, ortaklıklara dönüştürmek ve yatırım fonları sistematiğini kurmak için MÜSİAD INVEST (MÜSİAD YATIRIM),

Doğrudan dış yatırımcı için Türkiye’yi bir yatırım ve ticaret pazarı olarak tanıtmak ve MÜSİAD’ın dış saha yaygınlığını bir ticaret ve yatırım sistemi gibi çalıştırmak için CB Yatırım Ofisi ile birlikte kurguladığımız MÜSİAD TIA (MÜSİAD TİCARET ve YATIRIM AJANSLARI). Bizler, birçoğunuzun şahit olduğu üzere çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz ve edeceğiz. Projeler geliştirmeye, ülkemize, milletimize, doğduğumuz topraklara hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.

Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.

Kadim bir geleneği sürdürme isteğiyle hayata geçirdiğimiz Karz-ı Hasen Sandığı projemiz, üyelerimiz arasındaki yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsal bir yapıya

dönüştürerek, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmak düşüncesiyle oluşturduğumuz ve yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsallaştırmıştır.

Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz. Değerli Dostlar,

MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada tamamlarken, MÜSİAD İzmir Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum.

Şube başkanımıza, yönetim kuruluna, MÜSİAD Kadın Komitesi’ne, Genç MÜSİADlı kardeşlerimize başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel Üst Kurulu Başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, ayrıca üretim ve ticaret üst kurul başkanımız Oktay Bey’e, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Abdurrahman Kaan

MÜSİAD Genel Başkanı