ŞUBE GENEL KURULU

27 MART 2021

KASTAMONU

Sayın Kaymakamım,

Sayın Belediye Başkanlarım,

Değerli Yönetim Kurulu Üyelerim,

İş ve Siyaset Dünyasının, STK’ların, Odalarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri, MÜSİAD Gaziantep Şubemizin Değerli Başkan ve Üyeleri,

Kıymetli Basın Mensupları,

Kastamonu Şubemizin Genel Kuruluna hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli Misafirler,

Şube Genel Kurulları vasıtasıyla bir kez daha devr-i daim ettiğim Anadolu teşkilat ağımızda bugün Kastamonu’dayız. Görevimi devretmeme az bir süre kala bir kez daha kardeşlerimle buluşmak genel kurul vesilesiyle der-i dil olmak, süreçleri, sorunları ve çözümleri konuşmak üzere yeniden yollardayım.

Bilirsiniz, görevim süresince Genel Merkez’de vakit geçiren ve sadece oradan MÜSİAD’ı gören bir Başkan olmadım. Çünkü MÜSİAD sadece bir ile bir bölgeye sıkışıp kalan bir örgüt değil hem yurt içinde hem de yurt dışında teşkilatlanan ve bu haliyle dünyanın sayılı sermaye kuruluşlarından biri olan bir sermaye üssüdür.

MÜSİAD, bu ülkenin sosyal, siyasi ve ekonomik tarihinin en canlı şahidi ve hatta onu inşa eden unsurlardan biridir. Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi sonrası tazelenen ve yeni dünya düzeninin hız ve proje üretimi temelli anlayışına en uygun şekilde yapılanan yeni haliyle MÜSİAD, bu ülkede sermayenin, diplomasinin ve sanayileşmenin üssü ve her ölçekte şirketin kendi talep ve çıktıları adına aynı bünyede rahatlıkla var olabileceğini ispatlamaktadır. Sektörel geniş yelpazesi ve her ölçekten firması ile ülke ekonomisini kucaklayan bir ailedir. Hatırlarsanız tazelenme sürecimizin ilk Anadolu lansmanını da Kastamonu Şubemizin ev sahipliğini yaptığı Genel İdare Kurulumuz’da yapmıştık. Bu nedenle Kastamonu’nun yeri bu süreçte benim için farklıdır.

Değerli Dostlarım, kardeşlerim, Kıymetli Misafirler,

2020 yılı bizleri hayli zorladı. Sağlık krizi ile başlayan süreç zamanla ülkelerin ekonomik dengelerinin bozulmasıyla global bir iktisadi krize dönüştü ve bu sürecin bugünden yarına biteceği de mümkün görünmemektedir. Gitgide alıştığımız ve adeta yeni normalimiz olan bu süreç bizlere yeni yaşam ve çalışma biçimleri verdiği kadar, yeni tehdit ve fırsat algıları da oluşturdu.

Gitgide alıştığımız ve adeta yeni normalimiz olan bu süreç bizlere yeni yaşam ve çalışma biçimleri verdiği kadar, yeni tehdit ve fırsat algıları da oluşturdu. Bu fırsatları ve tehditleri görmek adına tek tek illerimizi gezmek ve onların potansiyelleri kadar kısıtlarını da belirlemek, her şehrin kendine özgü jeo-stratejik ilerleme ve ekonomik yol haritasını çıkarmak adına önemli bir çalışma olmuştur. Biz bunu tamamladık. Şimdi şube genel kurullarımız vasıtasıyla bir kez daha bu amacımız doğrultusunda sizlerle temas etmenin memnuniyetini yaşamaktayım. Çünkü geleceğin dünyasında devletler değil, şehirler yarışacaktır.

Bugün baktığınızda pekçok devletin milli gelirini katlayan iç üretim ve GSYİH’ya katkısı ile öne çıkan şehirler birer marka değeri olarak dünya global üretiminde kendi ülkelerinden bile daha fazla söz sahibi olabilmektedirler. Bu da inanın kendi kendine yetebilirlik kavramından geçmektedir. Her şehrin özgün ve stratejik değerlerini, kaynaklarını ve sektörlerini keşfedip onları doğru yönlendirmek ve çalıştırmak, doğru planlama budur.

Kastamonu bu bağlamda hem tarihi ve kültürel kaynakları hem de bu kaynakları değere çevirebilme özelliği ile oldukça büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Geçen haftalarda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde açıklanan Ekonomi Reform Paketinde dikkat ederseniz sanayileşme ve bu yolda yerli ve milli sanayi geliştirerek üretim planlamalarında ithal girdiyi azaltacak modeller oluşturmaktan bahsedildi. Bu elbette bizi memnun etmektedir. Çünkü senelerdir gelişimin asıl anahtarının sanayileşme, üretim ve milli sermaye stokunu oluşturma olduğunun altını çiziyorduk.

Ancak burada ince bir çizgi söz konusudur: sanayileştirmenin icrası için yani uygun sanayi politikaları oluşturmak ve bunları sahada işler hale getirmek için iki temel koşul vardır. Sanayileşme adına gelecek vadeden şirketleri tespit etmek ve aynı zamanda bu illerin

potansiyellerini mevcut firmalarıyla karşılaştırmalı olarak incelemektir. İllerin markalaşması ve mevcut varlıklarının değere dönüşmesi yani potansiyellerinin düzgün tespit edilerek bu potansiyellere uygun yatırımlarla illerin değerlerinin artırılması projem seyahatlerim sonunda oldukça kapsamlı bir çalışmaya dönüştü. Her şehrin kendine özgü değerleri vardır. Bunların katma değeri yüksek varlığa dönüşmesi o şehri markalaştırır ve GSYİH’ya katkısını artırır. Dünyada benzeri özelliklere sahip muadili olan şehir ile bizdeki şehirler belli kriterler ile kıyaslanıp dünyadaki örneklerin ürettikleri katma değerin yöntem ve süreçlerini bizdeki şehirlerde de uygulamak bu çalışmanın temel çıkış noktasıydı.

Bu çalışmaya “Şehirleri Özgün Değerleriyle Kalkındırma” adını verdik. Yani dünya muadilleri ile kıyaslayarak kendi varlıklarını değerleme kriterleri belirleme ve şehir eşleştirme. İşte bu noktada kıyas kriterlerinden en önemli olanı o şehrin sahip olduğu firma gücüdür. Doğru bir sanayileştirme politikası belirlemek aslında, şehir ekonomileri oluşturmak için bu ekonomiyi ayakta tutacak gelecek vadeden firmaları bulmak, desteklemek, ölçeklerini büyütmek, sermaye güçlerini artırmak ve yerli-milli üretim hamlesini hem şehirleri markalaştırmak hem de firmaları güçlendirmek şeklinde yapmaktan geçer. Ben buna Sanayileştirmenin icrası için şehir ekonomilerini çalıştırmak diyorum. Şimdi Kastamonu’nun sahip olduğu varlıklara baktığımızda böylesi bir çalışma için ne kadar uygun bir pilot alan olabileceğini görmekteyiz.

Gastronomik ticaret ve yatırım adına özgün ve menşey ürünleri, inanç turizmi başta olmak üzere Kastamonu coğrafyasının ve tarihsel dokunun korunmasının avantajıyla sağlanacak yeni turizm kaynakları ve yatırımları, Ilgaz Dağları’nın sadece şiirlere konu olan değil aynı zamanda hem kültürel hem de yeraltı zenginlikleri adına işletilebilir bir kaynak olması, kendine özgü ve geleneksel yapılış tarzıyla korunan tekstil üretimi. Tüm bunlar Kastamonu için birer özgün varlıktır. Bize düşen ise bu varlıklardan katma değeri yüksek üretim modelleri çıkarmak olmalıdır.

Bir şehir düşünün ki geçmişi milattan önce iki bin’e kadar uzansın. Tunç Çağı denen M.Ö. 2. binlerden itibaren yazılı kaynaklarda Kastamonu’dan bahsedilmektedir. M.Ö. iki bin Anadolu’sunda Kastamonu ve bölgesi Pala ve Tummana Kavimlerinin yerleştiği topraklar olarak görülür. 1211-1212 tarihlerinde Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Emir Hüsameddin Çoban Bey tarafından kati suretle Türklerin eline geçer ve Çobanoğulları Beyliği’nin kurulduğu

yer olur. 1461 tarihinde ise Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı Devleti sınırlarına katar ve şehrimiz bu tarihten itibaren konumu gereği oldukça stratejik bir sancak haline gelir. İşte böylesi önemli bir şehrin çok daha etkin bir şekilde milli hasılaya kazandırılması bizlerin ana hedefi olmalıdır.

Türkiye nüfusu’nun yaklaşık %5’ni bünyesinde barındıran Kastamonu diğer illerin aksine büyük şehirlere göç verme hususunda oldukça gerilerde kalmaktadır ve bu durum memnuniyet vericidir. Hizmetler sektörünün ekonomik görünümde başı çektiği şehrimizde elbette 2020 yılındaki pandemi ve sonrası süreç oldukça sıkıntılı geçmektedir.

Değerli Dostlar,

Tüm dünya gibi ülkemiz de zor bir süreçten geçiyor ve zor bir imtihan veriyor. 2020 yılı bizleri hem sosyal hem iktisadi açıdan tam bir buhranın içine sürükledi. Sağlık krizi olarak başlayan süreç zaten kırılgan olan global ekonomiyi tabiri caizse parçaladı.

Ülkemiz bu iktisadi ve ticari savaşta hem ticari hem de siyasi diplomasiyi en üst düzeyde tutarak konumunu ve ağırlığını garantilemek üzere çalışıyordu. Devletler birbirleriyle dost ya da düşman değil, çıkarları doğrultusunda yakın ya da uzak olurlar. İşte bu iki blok arasında kimi zaman gerilen ilişkilerde Türkiye sürekli arabulucu pozisyonu ile bir bakıma yeni dünya düzeninin dengeleyici unsurlarından biri oldu.

MÜSİAD ise bu ilişki sistematiğinde bambaşka bir yere ve öneme sahiptir. Bizim gibi Dünya’da sayılı örnekleri olan ve geniş bir alana yayılmış Sivil Toplum Kuruluşları devletin demirden eline geçirilmiş kadife bir eldiven gibidir. Gerilen ilişkileri, geri planda iktisadi diplomasi kanalıyla ticaret ve yatırım ağları kurarak yeniden inşa edebilir ve hatta düzeltebilirler. Biz de gerek ticari diplomasi ağımız gerekse ekonomik istihbaratı önceleyen raporlama sistemimizle ticari komşulukları sınırlar ötesine taşımaktayız. Üyelerimizin dış ticaret hareketliliği bir bakıma ülkemizin dünyadaki yeni güç ve konumunun devamlılığını garantilemektedir.

Kıymetli Misafirler,

Tam da bu noktada değinmeden geçemeyeceğim bir süreç var. Bildiğiniz üzere son birkaç gündür finansal piyasalarda oldukça hareketli günler yaşamaktayız.

Lakin bu durumun başta reform Paketi eylem planlarının harekete geçirilmesi ve bizlerin devletimize duyduğumuz güvenin hiçbir koşulda sarsılmadan devam etmesi ile bertaraf edileceğinden kuşkumuz yoktur. Sonuçta dışarıdan yapılan açıklamalara rağmen Türkiye hala yabancı fonlar adına oldukça cazip bir ülkedir.

Her ne kadar finansal piyasalarda olan işlemlere son haftalarda kilitlenmiş olsak da Kıymetli dostlarım bu işin özü üretimdir. Enflasyon, bizim büyük bir sorunumuzdur. Ancak enflasyon finansal araçlarla çözülecek bir mesele değildir. Çünkü reel ekonomik bir sorundur. Enflasyon üretimin tüketime yetmediği ya da karşılayamadığı bir sürecin sorunudur. O halde ya az tüketeceğiz ya da çok üretip, arz fazlamızla hem iç piyasaya yetecek hem de ihracat yaparak döviz geliri elde edeceğiz. Böylece rezervlerimizi yeniden dolduracak ve orta gelir tuzağından bir an evvel kurtulacağız.

Ancak, burada söz konusu olan uçtan uca bir üretim planlaması yapmaktır. Yani sadece üretim bazen kısıtlı kalabilir. Satışa yönelik üretim planları benimsenmelidir. Yani, pazarına uygun, pazarının miktar, ürün ve kapasitesi ile takvimlendirilmiş bir üretim ve ticaret planlaması gerekir. Böylece hem iç talep hem de ihracat kesintisiz ve biri diğerine ket vurmadan gerçekleşmiş olur. Bir adım daha ilerleyelim; üretim ve ticaret planlamalarına uyumlu yatırım modelleri. Yani uygun veya stratejik sektör, uygun firma, uygun zaman ve üründe yatırımın sürekliliğini sağlamak. Ben buna üretim-ticaret-yatırım senkronizasyonu diyorum.

Bu senkronizasyonun işletilebilmesi ise üç verimlilik unsurunun göz ardı edilmeden ve sürekli takip edilerek uygulanması ile mümkündür: Kaynak verimliliği, sermaye verimliliği ve teşvik verimliliği. Bu senkronizasyonu gerçekleştirmek için gerekli iş gücü, toprak, enerji ya da doğalş kaynak gibi kaynakların varlığı ve verimli kullanımı esastır. Sermayeyi bu alanda nasıl değerlendirmek gerekir. Ya da sermaye doğrudan yatırıma mı yoksa servete mi gitmektedir. Kazandığını yeniden işine mi yoksa servete mi aktarıyorsun? Bunu sormak gerekir. Son olarak ise devletin dağıttığı teşvikler doğru yere mi gidiyor? Etkin dağılım sağlanıyor mu? Teşvik üretim ve yatırıma mı yoksa bankacılık sistemine mi gidiyor?

Bakınız Kıymetli Dostlar

Yerli ve milli üretimde kritik pozisyondaki bütün sektörlerimizin kendi kendine yeterlilik politikalarının artırılması ve bilhassa dış ticarete yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi, doğru bir adım olacaktır. Bugün dünyanın geldiği temel kavramı biz seneler evvel gördük: Stratejik Otonomi. Yani kritik sektörlerde yerli ve milli manada kendine yetebilirlik ve dünya üretimticaret-yatırım hattında söz sahibi olabilmek. Gıda güvenliği, savunma sanayi, bilişim ve veri güvenli, ilaç sanayi bunların en önemli kalemlerinden olmaktadır.

Kastamonu tam da bu noktada pek çok sektörün bir yerde buluşma ve farklılaşma noktası olarak öne çıkmaktadır.

Biz pandemiden çok önce bu gerçekleri gördük ve dile getirdik hatta herkesten önce tazelenme sürecimizi başlatarak, yeni dünya sistemindeki temel stratejik konuları evvelden görüp birer komite halinde çalıştırmaya başladık.

Pandemi ile birlikte aksamaya uğrayan Tazelenme sürecinin şubelerdeki entegrasyonu yeni yönetim döneminde hızlıca tamamlanıp sizlerin şehrinizdeki kaynak ve sektörel yapıların çeşitliğine bağlı olacak şekilde komiteler kurulacaktır. Proje bazlı yeni yapımız sayesinde hepinizin her bir üyemizin kendi firması ya da bireysel çalışması şeklindeki projeleri artık genel merkez ile doğrudan bağlantılı bir şekilde çalıştırılacak ve güçlü ortaklıklar sağlanarak büyük projelere dönüştürülecektir.

İthalata olan bağımlılığımızı azaltacak her türlü üretim ve yatırım planı ve bunlara uygun projeler inanın bizi geleceğin Türkiye’sine taşıyacak yegâne güç olacaktır. Türkiye’de sanayicilerimiz bu dönemde oldukça büyük bir yatırım hevesi içindeler. Sadece büyük işletmeler değil KOBİ yapılar da büyümek ve yatırım yapmak adına oldukça ısrarlı ve iştahlılar. Bu durumu ivedilikle avantaja çevirmeliyiz. MÜSİAD’taki görevim gereği sürekli sahadayım ve Anadolu’yu geziyorum. Sadece büyükşehirlerde değil Anadolu’nun her yerinde üretici, yatırım adına uygun bir finansal yapı ile buluştuğu takdirde hakikaten yeni bir başarı hikâyesi yazmaya hazır. Ancak burada bazı sorunlar var elbette. Özellikle firmaların, iç piyasada döviz avantajı sebebiyle ihracata yönelmeleri ve iç piyasaya daha kısıtlı mal vermeleri. Burada asıl yapılması

gereken özellikle stratejik sektörlerde bilhassa hammaddeler konusunda üretimin artırılmasıdır. Uzun vadede firmaların ithalat stratejilerini revize etmeleri yani aslında hammadde üretimine yatırım yapmalarıdır.

Kim ne derse desin, son açıklanan büyüme verileri ışığında ciddi bir direnç performansı sergilediğimiz açıktır. Ancak söz konusu büyüme performansının sürdürülebilir bir niteliğe kavuşabilmesi için, önümüzde uzun ve zorlu bir yol bulunmaktadır.

Bizim, ülkemize, ülkemizin potansiyeline olan inancımız tam değerli dostlar. Olmaz denen ne varsa pandemi sürecinde yaptık elhamdülillah.

Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.

Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık. 4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı. “Küresel Ticaret Burada” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz fuarda, 50 ülkeden 400 alım heyetini ağırladık. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz ve dünyanın her bölgesinden iş insanı, siyasetçi ve akademisyenin katıldığı EXPO 2020, iş insanlarımızın yeni iş birliklerine açılmasını sağlarken, yabancı yatırımcıların da ülkemizdeki yatırım fırsatlarını yakından incelemesine olanak tanımış oldu.

Değerli Misafirler,

Yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız.

Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik. Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz.

Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz.

Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık. Yola çıkış mottomuz, “beraber” oldu.

Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.

MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz.

2018 yılında çizilen hattın 2023-2030’a kadar giden bir yolu nasıl tasarladığını göreceksiniz. Biz bu vizyonu kimse görmeden evvel seneler evvel ortaya koyduk. Bizim seneler evvel planlayıp kurduğumuz komiteler, bugünün değil yarının ekonomik stratejilerinde birer madde olarak sayılmaktadır. Biz bunları evvelden gördük elhamdülillah.

Örneğin Akıllı şehirler ve şehir ekonomileri komitesi dedik, bizden sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde politika haline geldi, 11 Kalkınma planına işlendi. hatta şehirlerin eşleştirilmesi adına AB çapında başlatılan projeler bizim bu hususta ne denli haklı ve öngörülü olduğumuzu gösterdi. Gastro-ekonomi kelimesini biz kullandığımızda ülkemizde henüz çok nadir ve kısıtlı bir kesimin uhtesinde kısıtlı çalışmalar olarak yapılıyordu. Bugün neredeyse her yerde turizmin ve ülke kalkınmasının temel çıkış noktası haline geldi. Yine aynı şekilde turizminde yeni kaynaklar ve yatırımlar dedik, turizm salt yaz turizminden çıkarak bambaşka alanlara yöneldi. Kırsal kalkınma komitemizi kurduk ve orada birazdan çok daha ayrıntılı bahsedeceğim Akıllı Kırkentler Projesi ile Bakanlığımızın yıllık planlamalarına destek verdik. Birleşme ve devralmalar, İhracat Eşleştirme…

Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar.

Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.

Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz.. Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.

Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor.

Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.

Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık. Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.

Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.

Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.

Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar. Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili

KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.

Türkiye’nin 6 temel stratejisine uygun 6 temel alanda MÜSİAD Markası oluşturduk: Yenilik yönetimi ve dijital dönüşümün şartlarına uyum adına MÜSİAD INNOVA ( MÜSİAD YENİLİK).

Geleceğin stratejik sektörlerini ve iş modellerini geliştirmek için, MÜSİAD FUTURE (MÜSİAD GELECEK),

Eğitimi bir MÜSİAD ekolü haline getirme ve kurumsal bir kimlik kazandırmak için MÜSİAD AKADEMİ.

Markalaşmanın ve şirketlerin marka değerlerini artırarak Türkiye’den Dünya Markaları çıkarmak ve KOBİ’lerimizin birer büyük ölçekli kurumsal markalar haline getirmek adına Anadolu firmalarımıza yönelik çalışmaları kapsayan 2023 YER-EL (20 YER 23 EL), Türkiye’nin yatırım stratejilerinde MÜSİAD Markasının güvenilirlik avantajını, sahasını, yastık altı tasarrufları kitlesel yatırımlara, ortaklıklara dönüştürmek ve yatırım fonları sistematiğini kurmak için MÜSİAD INVEST (MÜSİAD YATIRIM),

Doğrudan dış yatırımcı için Türkiye’yi bir yatırım ve ticaret pazarı olarak tanıtmak ve MÜSİAD’ın dış saha yaygınlığını bir ticaret ve yatırım sistemi gibi çalıştırmak için CB Yatırım Ofisi ile birlikte kurguladığımız MÜSİAD TIA (MÜSİAD TİCARET ve YATIRIM AJANSLARI). Bizler, birçoğunuzun şahit olduğu üzere çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz ve edeceğiz. Projeler geliştirmeye, ülkemize, milletimize, doğduğumuz topraklara hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.

Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.

Kadim bir geleneği sürdürme isteğiyle hayata geçirdiğimiz Karz-ı Hasen Sandığı projemiz, üyelerimiz arasındaki yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsal bir yapıya dönüştürerek, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmak düşüncesiyle oluşturduğumuz ve yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsallaştırmıştır.

Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz.

Değerli Dostlar,

MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada tamamlarken, MÜSİAD Gaziantep Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum.

Şube başkanımıza, yönetim kuruluna, MÜSİAD Kadın Komitesi’ne, Genç MÜSİAD’lı kardeşlerimize başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel Üst Kurulu Başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Abdurrahman Kaan

MÜSİAD Genel Başkanı