ŞUBE GENEL KURULU—19 MART 2021–KOCAELİ

Sayın Milletvekillerim,

Sayın Büyükşehir Belediye Başkan Vekilim,

Sayın Kaymakamlarım,

Sayın ilçe belediye Başkanlarım,

Değerli Yönetim Kurulu Üyelerim,

İş ve Siyaset Dünyasının, STK’ların, Odalarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri, MÜSİAD Kocaeli Şubemizin Değerli Başkan ve Üyeleri, Müsiad Kadın komitesinin değerli üyeleri, Genç Müsiadlı kardeşlerim,

Kıymetli Basın Mensupları,

Kocaeli Şubemizin Genel Kuruluna hoş geldiniz ,sefalar getirdiniz, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Misafirler,

Genel Başkanlığım sürecinde, her vesile Anadolu’nun nabzını tutmak, üyelerimiz ile bir araya gelmek, onlara dokunmak ve sektörel sorunları bizzat muhataplarından dinleyerek ilgili mercilere ulaştırmak adına sürekli sizlerle birlikte oldum, Kıymetli dostlarım, bu tavır, Türk ekonomisini İstanbul’dan ibaret görmemek ve sadece İstanbul’a sıkışmamak, üyelerimize hak ettikleri gibi ve MÜSİAD’ın ruhuna yakışır bir şekilde dokunmak , ülkenin en ücra bölgelerindeki iktisadi ve ticari koşulları görme ve buralardaki kaynakları ya da sorunları tespit etmek adına benim temel felsefemdi. Çünkü MÜSİAD dünyada eşine nadir rastlanır bir sermaye platformudur ve yaygınlığı ile müsemmadır.

Bugün, Türkiye’nin en hızlı gelişen ve sanayileşen illerinden Kocaeli’deyiz. Şehrimiz, İstanbul’dan sonra en büyük sanayi merkezi olarak anılmaktadır. 1960'larda girdiği hızlı sanayileşme süreciyle birlikte önemli ölçüde göç alan Kocaeli, çeşitli ekonomik ve sosyal işlevler açısından ve elbette coğrafi yakınlık da göz önüne alındığında İstanbul metropoliten alanının bir parçasını da oluşturmaktadır.

Kıymetli Misafirler,

Sanayileşme ve yerli-milli üretimde doğru planlamalar yapmak, artık hayati bir noktaya gelmiştir. Ancak sanayileştirme politikalarını icra ederken bir yandan da şehirlerin kaynaklarının etkin bir şekilde değerlendirerek onları katma değeri yüksek varlıklara dönüştürmemiz esastır.

Bunu yaparken elbette şehirlerimizin bir yandan marka değeri oluşturması, diğer yandan ise kendi sosyal ve kentsel yapılarının korunması temel hedef olarak alınmalıdır. Ayrıca Pandemi dönemi bize bazı dönüm noktalarını da işaret etmektedir: İklim değişikliği, yeşil mutabakatın zorunluluğu ve daha sürdürülebilir bir ekonomi için doğaya saygılı bir sanayileşme modeli.

Bakınız, Mart ayı ülkemiz adına çok ciddi dönüşümleri beraberinde getirdi: Açıklanan Ekonomi Reform Paketi, Seri halinde çıkan piyasa düzenleyici kanunlar, devletin salgın dolayısıyla olağanüstü hal olarak vatandaşına sosyal devlet ilkesi gereği sağladığı desteklerin giderek devletin bizzat piyasa oyuncusu haline gelmesi, bir dönem iç parametremiz iken giderek dış politik rüzgârdan en fazla etkilenen döviz kurlarımızın belli bir düzeye oturması ve artan enflasyon oranları ile mücadele etmek adına başvurulan sıkı para politikası ve bunun sonucu artan faizler…

Pandeminin ilk dönemlerinde ne oldu hatırlayalım? Sermaye, mal ve insan hareketliliği neredeyse durma noktasına geldi ve ülkeler “kendi kendine yetebilme” kuralı ekseninde içe kapandılar. Bu da küreselleşmenin seri kurallarını bir kez daha revize etme gereğini ortaya koydu ve resetleme yani büyük sıfırlama denen kavram konuşulmaya başlandı. Neydi büyük sıfırlama?

1. Üretim-ticaret-yatırım senkronizasyonunda her ülkenin öncelikle kendi kaynaklarını öncelemesi

2. İhracat kalemleri ve miktarlarının ancak iç talebin belli ve uzun dönemli hesaplanması sonrası yapılması

3. İthalat bağımlılığının minimize edilmesi

4. Ülkelerin doğal kaynaklarının başta su olmak üzere maden ve türev enerji kaynakları hakkında uzun vadeli politikalarını revize etmeleri

5. İklim değişikliğinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkacak kuraklık ve onun neticesinde yaşayacağımız gıda fiyatlarındaki artışın oluşturacağı enflasyonist etki ile baş edebilecek planların yapılması

6. Olası salgın ve felaketler karşısında üretimin durmaması ya da aksamanın geçici olması için sağlam üretim üslerinin kurulması

7. Çin merkezli tedarik ve lojistik sisteminin çeşitlendirilmesi ve Çin’e olan bu yüksek bağımlılığın azaltılmas

8. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Ticaret Örgütünden oluşan üçlü yapının görev ve yetkilerinin yeniden tartışılması ve gelişmekte olan ülkeler aleyhine yapılan uygulamaların önüne geçilmesi

9. Yaşlanan dünya nüfusu karşısında yeni ve dinamik ülkelerin ön plana çıkması ve onların üretim üsleri haline gelmesi çerçevesinde ekonomik planlamalarını revize etmeye başladılar.

10. Pandeminin yaşattığı şok ile ülkelerin ulus ekonomisi sistemlerine daha fazla ağırlık vermesi.

İşte yukarıda saydığım bu 10 madde ile artık yerli ve milli sermaye ve sanayileşme politikalarımız, bizi 2023 ve sonrası hedeflere taşıyacak yegâne eksendir. Pandemi aslında Türkiye’nin, Dünya ekonomi atlasındaki önemini ziyadesiyle artırmıştır. Bu fırsatın derhal ve en etkin şekilde değerlendirilmesi gerekir. Kocaeli ise bu sanayileşme hareketinin Türkiye’deki merkezkaçını belirleyen en etkin ilimizdir.

Kocaeli'de sanayi ve ticaretin erken gelişmeye başlaması, tarım sektörünün il ekonomisi içerisindeki ağırlığını azaltsa da, bu durum şehrimizin bir sanayi odak noktası halinde uzmanlaşmasına neden olmuştur. Burada kastım sanayileşmenin şehirlerimizin doğal kaynakları ve özgün değerlerine zarar vermeden ve planlı bir şekilde yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Kıymetli Misafirler,

Yeni dönemin en stratejik kozlarından biri lojistiktir. Şu an dünyada yaşanan lojistik savaşlarına bizzat şahit olmaktayız. Biz, tazelenme süreci kapsamında ısrarla Lojistikte yeni yollar ve yatırımlar komitemizi kurarken aslında ülkemizin sahip olduğu transit ülke pozisyonunun en iyi şekilde değerlendirilmesi, Çin İpek Yolu hattının ülkemiz lehine en etkin şekilde kullanılması ve elbette lojistiğin temel kozu limanlarımızın ve liman işletmeciliğinin çağın gereklerine uygun bir şekilde, dijital çağa uyumlu revize edecek projeler geliştirilmesini şart koyduk. Bugün geldiğimiz noktada hem yaptığımız tazelenmenin hem de temas ettiğimiz noktaların haklılığı ve vizyonu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Örneğin, İzmit Körfezi doğal bir limandır. İstanbul gibi büyük bir ticaret merkezine yakın olması transit karayolu taşımacılığına imkân vermektedir. 5 devlet limanı, 43 özel iskele ile deniz yolu taşımacılığında önemli bir yere sahiptir. Bu nedenlerle 3.505 km2 lik yüzölçümü ile Türkiye'nin en küçük dört ilinden biri olmasına karşın Türk sanayi üretimi içinde üretim payıyla en büyük dört il içerisinde yer almaktadır.

Kocaeli'nin gayrisafi hasılasına baktığımızda, sanayi sektörünün payının %70’i aştığını görüyoruz. Özellikle imalat sanayii büyük ölçüde gelişmiş durumda. 2020 yılında Türkiye’nin en çok ihracat yapan illeri arasında 3’üncü sırada yer alan Kocaeli’nin ihracatı, önceki yıla göre %19,6 azalma kaydetmiş olmasına rağmen, 12,3 milyar dolar ile güçlü bir performans ortaya koymuştur.

%47’lik payı ile il ihracatının ilk sırasında yer alan Otomotiv Endüstrisi, Kocaeli ekonomisi için gün geçtikçe önemini artırıyor. Toplam otomotiv ihracatında Kocaeli, ülke genelindeki %23’lük payıyla 2’nci sırada yer alıyor.

Öyleyse Kocaeli sadece sanayileşmenin değil, kaynak kullanımının da örnek şehirlerinden biridir diyebiliriz.

Konuşmamın başında da söylediğim gibi, merkezde oturmak yerine tek tek illeri ziyaret etmemin bir nedeni de sanayileştirmenin icrası için, yani uygun sanayi politikaları oluşturmak ve bunları sahada işler hale getirmek adına, gelecek vadeden şirketleri tespit etmek ve aynı zamanda bu illerin potansiyellerini, mevcut firmalarıyla karşılaştırmalı olarak incelemektir. İllerin markalaşması ve mevcut varlıklarının değere dönüşmesi yani potansiyellerinin düzgün tespit edilerek bu potansiyellere uygun yatırımlarla illerin değerlerinin artırılması projem, seyahatlerim sonunda oldukça kapsamlı bir çalışmaya dönüştü. Her şehrin kendine özgü değerleri vardır. Bunların katma değeri yüksek varlığa dönüşmesi o şehri markalaştırır ve GSYİH’ya katkısını artırır. Dünyada benzeri özelliklere sahip muadili olan şehir ile bizdeki şehirler belli kriterler ile kıyaslanıp dünyadaki örneklerin ürettikleri katma değerin yöntem ve süreçlerini bizdeki şehirlerde de uygulamak bu çalışmanın temel çıkış noktasıydı.

Bu çalışmaya “Şehirleri Özgün Değerleriyle Kalkındırma” adını verdik. Yani dünya muadilleri ile kıyaslayarak kendi varlıklarını değerleme kriterleri belirleme ve şehir eşleştirme. İşte bu noktada kıyas kriterlerinden en önemli olanı o şehrin sahip olduğu firma gücüdür. Doğru bir sanayileştirme politikası belirlemek aslında, şehir ekonomileri oluşturmak için bu ekonomiyi ayakta tutacak gelecek vadeden firmaları bulmak, desteklemek, ölçeklerini büyütmek, sermaye güçlerini artırmak ve yerli-milli üretim hamlesini hem şehirleri markalaştırmak hem de firmaları güçlendirmek şeklinde yapmaktan geçer. Ben buna Sanayileştirmenin icrası için şehir ekonomilerini çalıştırmak diyorum. Kocaeli bu projenin pilot uygulamalarından biri olmaya o kadar uygun bir şehirdir ki sadece sanayileşme değil, markalaşma, şehir ekonomisi oluşturma ve akıllı şehirlerin inşası anlamında da beraber çok önemli projelere imza atacağımıza ben, yürekten inanmaktayım.

Kıymetli misafirler,

Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi sonrası tazelenen ve yeni dünya düzeninin hız ve proje üretimi temelli anlayışına en uygun şekilde yapılanan yeni haliyle MÜSİAD, bu ülkede sermayenin, diplomasinin ve sanayileşmenin üssü ve her ölçekte şirketin kendi talep ve çıktıları adına aynı bünyede rahatlıkla var olabileceğini ispatlamaktadır. Sektörel geniş yelpazesi ve her ölçekten firması ile ülke ekonomisini kucaklayan bir ailedir.

Ayrıca COVID süreci tamamen bitse bile bizi bekleyen iki büyük sorun daha var: İklim değişikliği ve biyolojik terör . Dolayısıyla bu süreçte her ülke mecburen kendi yedek planlarını yapmakta. Üretimden tutun da güvenliğe kadar her alanda olası bir tekrarın önlemleri alınacaktır. Söz konusu avantajı bütün parametreleriyle birlikte sahaya yansıtabilmemiz için, Covid-19’un getirdiği orta ve uzun vadeli dönüşüm sürecine imalat sanayiini çok iyi hazırlamalıyız. Zira önümüzde Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitemiz ve iş gücü yetkinliklerimizi geliştirmek için kullanarak uzun vadede küresel ekonomide ciddi bir sıçrama yapabileceğimiz bir fırsat alanı bulunmaktadır.

Özellikle coğrafi konum anlamında ciddi bir avantajımız olduğunu ve bunun küresel ekonominin gelecek projeksiyonlarında ülkemize büyük bir fırsat alanı oluşturacağını düşünüyoruz.

Bakınız tesadüf eseri değil, bugünleri çok iyi analiz ederek ve gerçek manada stratejik bir yol haritası çıkararak bundan iki sene evvel başlattığımız tazelenme sürecimizdeki komitelerimizin isimlerini şimdi bir kez daha okuyunuz. 2018 yılında çizilen hattın 2023- 2030’a kadar giden bir yolu nasıl tasarladığını göreceksiniz. Biz bu vizyonla Oluşturduğumuz komiteler bugünün değil, yarının da temel stratejileri haline geldi.

Yerli ve milli üretim planlama Komitesi dedik; bakın şimdi üniter ekonomik yapıların temel çıkış noktası yerli ve milli üretim planlama oldu. Enerji ve Maden Yönetimi ve Yatırımları komitesi dedik, bugün enerji güvenliği ve yeni maden yatakları adına bambaşka bir ekonomik paylaşım alanı oluşmakta. Sanayi Bölgeleri ve Yerleşkeleri komitesi dedik, bakın bugün üretim üsleri kurmak tüm dünyada elzem bir yatırım alanı oldu. Akıllı şehirler ve şehir ekonomileri komitesi dedik, bizden sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde politika haline geldi, 11 Kalkınma planına işlendi. hatta şehirlerin eşleştirilmesi adına AB çapında başlatılan projeler bizim bu hususta ne denli haklı ve öngörülü olduğumuzu gösterdi. Daha çok örnek var: Gastro-ekonomi, Kırsal kalkınma, Birleşme ve devralmalar, İhracat Eşleştirme… Bir dönem anlamakta zorlandığımız ve hatta bunu düşünen bunu inşa edenleri eleştirdiğimiz bu stratejiler, bakın bugün dünyanın yeni dönüm noktaları oldu. Demek ki önce tarafsızca dinlemek, sonra saygı duymak ve anlamaya çalışmak gerekiyormuş. Şimdi Türkiye de aynı mantıkla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği üzere tazelenme sürecine girmiştir.

İşte biz tam da bu amaçla yerel ve global ağlarımızı yeniden yapılandırarak MÜSİAD Ticaret ve Yatırım Ajansları Sistemini tasarladık. Bu sistemin devlet kanadında ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve Yatırım Ofisi’nin desteklerini aldık. Bu sistemde amaç, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yatırım ya da üretim ortaklıklarını yabancı talep ile buluşturmak ve aynı zamanda yabancı sermayeyi Türkiye’ye yatırım yapması sürecinde uçtan uca tasarlanmış bir destek mekanizması ile yerli paydaşları ile bir araya getirmektir..

Sadece bu sistemler değil, tazelenen yapımız aslında, proje bazlı işleyişi sayesinde yerel ve global ağlardaki tüm şube ve temsilciliklerimizin projelerini uygun paydaş, yatırımcı ile buluşturmak ya da olası ortaklıkları teşvik etmek ve bunlar için uygun hukuki ve bürokratik zemini hazırlamak üzerine kuruludur. Çünkü amacımız, tüm üyelerimizin MÜSİAD’ın nüfuz alanı ve çatısı sayesinde sermaye güçlerini artırarak sanayileşmenin lokomotif unsuru haline gelmesini sağlamaktır. Bu, bizim asli görevimizdir. Çünkü biz, bir sermaye platformuyuz.

Değerli Dostlar,

2020 yılını, tüm dünya zorlu bir yıl olarak geride bıraktı. Bu bakımdan şehirlerimizin, tüm bu zorluklara rağmen performanslarını olabildiğiğince düşürmeden bu dönemden çıkabilmeleri bizim için çok önemli.

Bizler, 2018 yılının başından itibaren, küresel ekonomik sistemin oldukça sıkıştığını ve ciddi bir emtia kriziyle yüzleşmek durumunda kalabileceğimizi ısrarla vurguluyorduk.

Fakat beklenen bu krizin patlama noktası, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir yerden geldi: Küresel Salgın. Şimdi devletimiz tüm imkânları ile bu sürecin bize yaşattığı olumsuzluklar ile mücadele etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı ve liderlik ettiği Ekonomi Reform Paketi bizlere pek çok alanda ve bilhassa yerli ve milli sanayileşmede yeni yol haritaları ve kolaylıklar getirmektedir. Önümüzde uzun ve zorlu bir süreç vardır. Bu süreçte baş etmemiz gereken sorunlardan biri de elbette gıda fiyatları kaynaklı bizi zorlayan enflasyon oranımızdır.

Değerli misafirler,

Konjonktür gereği devlet organlarımız elbette süreli bazı politikalar yapmak zorunda kalmışlardır ve kalacaklardır. Burada önemli olan nokta devletimize, içinden geçmekte olduğumuz süreçte destek olmaktan geri durmamaktır. Dün Merkez Bankasının piyasaların önüne geçen bir oranda artırdığı faiz oranları hepinizin malumudur.

Defaten verdiğim demeçlerde de dediğim gibi enflasyonla mücadelede sıkı para politikası elbette ilgili devlet birimlerinin takdiridir lakin bunun tek parametreli bir şekilde işletilmesi bir süre sonra iş dünyası ve yatırımcılar aleyhine bir süreci işletecektir.

ABD’nin 1.9 trilyon dolarlık piyasayı canlandırmak adına verdiği teşvik paketinden sonra elbette arz fazlası yaşayacak olan dolar, gelişmekte olan ülkelere doğru bir akım gösterecektir. Lakin bu akımın kısa süreli değil kalıcı olabilmesi ülkemiz adına önemlidir. İşi tamamen Merkez Bankası politikasına yıkmak da doğru olmayacaktır. Gerek Merkez Bankamız’a gerek Ekonomi Yönetimimize güvenmeliyiz. Merkez Bankası o ülkenin finansal istikrar garantörüdür. Bir bakıma yurt dışı yatırımcı için ülkenin vitrinidir.

Lakin kredi maliyetleri söz konusuysa biraz daha farklı açılardan düşünmek gerekecektir. Bugün Kocaeli’ndeyiz. Buradaki sanayicilerin kendi varlıklarını devam ettirebilmeleri ya da yeni yatırımlar adına hevesli olabilmeleri için kredi maliyeti önemli bir kalemdir.

Faizin yükseltilmesi elbette arzı artan dövizin ülkemize çekilmesi ve döviz eksikliğimizin giderilmesi adına yapılmaktadır. Ancak hala döviz alım ihaleleri adına net bir kur düzeyi belirlenmiş değildir. Gelen sıcak para yeterli midir? Düşük kur yüksek faizde kim gerçekten kazanıyor? Bankacılık sektörü bu durumdan nasıl etkileniyor? Reel kesim ne kadar daha buna direnebilir? Dünyanın her yerinde sıcak para üzerinden para kazananlar, bir ülkede kur yüksekken gelip kur düşünce çıkar ve böylece ciddi meblağda kazanç sağlar. Kendi ülkelerinde sıfır ya da sıfıra yakın faizle borçlanıp Türkiye’de kur üzerinden kazanç elde eden finansörler aslında carry trade yapıyor. Yani gelen fon ne kadar kalıcı, bunu iyi düşünmek gerekiyor. Yüksek faiz ortamında ise enflasyon karşısında hala yüksek getiri sağlıyorsa mevduat ya da tahvil sahipleri kazançlı çıkar. Bankacılık kesiminde ise mevduat ve kredi vadeleri açısından durum farklılaşır. Aslında bankalar faizler düşükse kazançlı çıkar. Reel sektör ise yüksek kredi maliyeti ortamında bir noktaya kadar direnebilir. Çünkü hem borçluluk oranlarının yüksekliği hem de yatırım ortamının bozulması sonucu yatırım iştahında azalma ve üretim kayıpları başlar. Bu da enflasyonda artış, işsizlik oranının yükselmesi ve GSYİH’da küçülme demektir. Yani sözün özü zorlu bir denklemde çok planlı hareket edilmesi gereken bir patikadan geçmekteyiz.

Yeni Ekonomi Reform Paketi’nin ise enflasyonda üretimi baz alması ve milli sanayileşmeyi öncelemesi bu konuda yaptığımız ısrarların neticelerini görmek adına bizleri mutlu etmektedir. Elbette bu hususta Sayın cumhurbaşkanımızın liderliğinde hem iş dünyası hem de sivil toplum örgütleri olarak Ekonomi yönetimimizin arkasında durmaya devam edeceğiz. Ülkenin sinir uçlarına ulaşan ve buralardan sürekli çektiğimiz saha verisi ile devlet yönetimini sürekli bilgilendirmeye ve politikalar üretilmesine destek olmaya devam edeceğiz.

Kıymetli Misafirler,

Ülkemiz ise bu zorlu süreci en az hafif hasarla atlatan ülkelerin başında yer almaktadır. Bilindiği üzere 2020 yılının son çeyreğinde %5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, bu dönemde G20 ülkeleri içerisinde Çin’in ardından en çok büyüme kaydeden ülke olmuştur. 2020 yılı genelinde ise %1,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, yılın başında kendisine yönelik küçülme tahminleri yapan bütün uluslararası kuruluşları şaşırtan bir performans sergilemiştir. Biz 2021 yılının ilk çeyreğinde de %5,5-6 arası bir büyüme rakamı beklemekteyiz. Şayet tüm seneyi böyle bir seyirde devam ettirirsek 2021 genel büyümesini %5,5 düzeyinde kapatabilmemiz yüksek olasılıkla mümkündür.

Elbette bu performans bizim için şaşırtıcı olmadı. Zira MÜSİAD olarak Türkiye’nin, mevcut imalat potansiyeli ve esnek üretim kapasitesiyle, muadili olan diğer ülkelerle kıyaslandığında ciddi bir avantaja sahip olduğunu, her fırsatta dile getirmiştik.

Yeniden Normalleşme sürecinin hem hizmetler hem de üretim sektörlerin canlanmayı artıracağını bunun da 2021 yılındaki milli gelirimize olumlu yansıyacağını söylemek yanlış olmaz. Ancak burada yine belirleyici faktör pandeminin seyri ve aşı çalışmalarının verimliliğidir. Zira bir üçüncü dalga ile karşı karşıya kalmamız halinde yeniden yaşayacağımız muhtemel sermaye kaybının telafisi için aynen Çin’in yaptığı gibi belli bölgelerde dur durak bilmeden üretime devam etmeli ve stoklarımızı artırma yoluna gitmeliyiz.

Bu da elbette güvenli ve her aşaması düşünülmüş üretim üsleri kurmak mantığından geçmektedir. Ayrıntılarına birazdan değineceğim bu modelde temel amacımız Çin’in yaptığı stratejiyi ülkemiz şartlarında daha da gelişmiş koşullar ve insanı-doğayı önceleyen bir mantıkla geliştirmektir.

Kim ne derse desin, son açıklanan büyüme verileri ışığında ciddi bir direnç performansı sergilediğimiz açıktır.

Bizim, ülkemize, ülkemizin potansiyeline olan inancımız tam değerli dostlar. Olmaz denen ne varsa pandemi sürecinde yaptık elhamdülillah.

Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.

Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık.

4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı.

Değerli Misafirler,

Biz MÜSİAD olarak yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız. Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik.

Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz. Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz. Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık.

Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.

MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz. Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar. Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.

Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz..

Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.

Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor. Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.

Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık.

Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.

Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.

Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.

Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar. Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.

Bizler, birçoğunuzun şahit olduğu üzere çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz ve edeceğiz. MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.

Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.

Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz.

Değerli Dostlar,

MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada tamamlarken, MÜSİAD Kocaeli Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum. Görevini devredenŞube başkanımıza, yönetim kuruluna,Görevi devralacak yeni başkanımıza ve yönetimine başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel Üst Kurulu Başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Abdurrahman Kaan

MÜSİAD Genel Başkanı