MÜSİAD KONYA GALA YEMEĞİ
25 HAZİRAN 2021
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Büyükşehir Belediye Başkanım, Değerli MÜSİAD Yönetim Kurulu Üyelerim,
MÜSİAD Konya İş Dünyasının Değerli Temsilcileri,
Ulusal ve Yerel Basınımızın Değerli Mensupları,
Bulunmaktan her zaman mutluluk duyduğumuz Konya’mızda sizlerle bir araya gelmenin mutluluğuyla hepinizi saygıyla selamlıyorum; hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Sayın Bakanım, Kıymetli Misafirler,
Sahip olduğu geniş tarım alanları, farklı agro-ekolojik alt bölgeler, coğrafi konumu ve ürettiği bir çok tarım ürünü dolayısıyla Türkiye’nin “Tarım Başkenti” olarak da anılan Konya, son yıllarda sanayide de büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ancak Konya’nın ülke ekonomisine sağladığı katkıyı sadece tarım üzerinden okumak Konya’nın potansiyeline haksızlık olacaktır. Zira Konya sadece MÜSİAD’ın Anadolu’daki güçlü kalelerinden biri olmakla kalmayıp aynı zamanda ülkemizin sanayi ve ticaret alanında da lokomotif güçlerinden biridir.
Ben inanıyorum ki gelecekte bilhassa pandemi sonrası dünya ekonomik kısıtları içinde Konya gibi şehirlerin barındırdıkları değerler ve potansiyel bizim dünya jeostratejik atlasındaki konumumuz adına kilit faktörler olarak değerlendirilecektir.
Sayın Bakanım, Değerli Konuklar ve MÜSİAD’lı kardeşlerim,
Pandemi ve sonrası gelişen yeni dünya ekonomik sistemi ve aynı zamanda iklim değişiminin oluşturduğu daha önce şahit olmadığımız yeni yaşam koşulları bize aslında hiç hesaba katmadığımız bir gerçeği gösterdi: kendi başının çaresine bakabilmek ve kendine yetebilmek.
Dikkat ederseniz Pandeminin ilk zamanlarında tüm dünya ülkeleri kapılarını birbirine kapatmışken demokrasi ve insan haklarıyla kendini dünyada öğretici sıfatıyla lanse eden nice uygar ülkelerin maske ve dezenfektan için bile ne durumlara düştüğünü izledik. Çok şükür biz o dönemler de bile kimseden yardım elimizi çekmedik. Çünkü kadim medeniyet olmak böyle bir şeydir. Hatta çok kısa bir süre zarfında milli firmalarımız kendi bantlarında bazı değişiklikleri kısa sürede yaparak maske ve dezenfektan üretiminde hızlı bir ivme kaydettiler. İşte bu da dinamik bir ekonomiye sahip olmanın yegane kanıtıdır.
Türkiye kriz dönemlerinde bir şekilde; gerek aktif nüfus yapısı gerek üretim sahası bakımından hem bant değişimi hem de sektörel yaygınlığı adına esnek KOBİ yapıları ve elbette düşük işgücü maliyetleri ile dünyada rakipleri ile kıyaslanamayacak kadar hızlı ve aktif bir ekonomik davranışlar sergiler. Şimdi mesele Pandemi ile başlayan süreç sonrasında gelişen ticaret ve yatırım ortamından nasibimizi hakkıyla alabilmek için uygun stratejileri ve yol haritalarını geliştirmektir.
Bizler yıllardır küreselleşme ve onun bizlere dikte ettiği sözde kurallar ile ekonomik algılarımızı belirlerken aslında çok önemli bir hususu gözden kaçırdık: üretmek. Dikkat ederseniz Pandemi öncesi 2016 yılından itibaren bilhassa gelişmiş ekonomilerde dramatik bir şekilde azalan üretim gücü gerek hammadde gerek tedarik de bile yerini gelişmekte olan ülkelere bırakmaktaydı. Bu duruma ek olarak 2015 yılından 2020 yılına dek kademeli olarak gelişmiş ülkelerde büyüme oranlarındaki düşüş gelişmekte olan ülkelerin büyüme hanelerine artı bir kalem olarak transfer olmaktaydı.
Dünya, üretim algısını, doğuda hala korurken batılı ekonomiler paranın emtia olarak işlem gördüğü ve türev piyasalarda aslında olmayan ve gelecek işlemli vaad senedi gibi tanımlanan bir para kavramı ekseninde kendilerine finansal bir ekonomi ekosistemi kurmuşlardı. Ve maalesef gelişmekte olan, bizim gibi ekonomiler, kırılgan sermaye yapıları nedeniyle bu finansal ekonomi sisteminden oldukça fazla etkilenmekteydik. Halen bu etkiyi görmekteyiz. Çözüm ise her zaman dediğim gibi üretimin baz alındığı reel ekonomik kavramların iktisadi sorunları açıklamakta baz olarak alınması.
Yeni dönem beraberinde yeni tehdit ve iktisadi zorunlulukları da getirmektedir. Elbette bunların başında; tarım alanlarının etkin kullanımı, gıda yeterliliği, gıda güvenliği, kuraklığa bağlı olarak artacak gıda fiyatları ve bunun tüm dünyada oluşturacağı enflasyonist baskı, tohum konusunda milli politikaların oluşturulması, gıdada ithalatın minimuma indirilmesi ve kendi kendine yeten ülke kategorisine girmek gelmektedir. Türkiye, Pandeminin oluşturduğu olumlu algı ortamında bunu lehine çevirebildiği ölçüde bu rekabetten kazançlı çıkacaktır.
Tüm bunların yanında iklim değişikliğinin getirdiği zorlu koşullar bizleri 2021 ve sonrasında yeni politikalar üzerinden üretmeye doğru itmektedir. Yeşil mutabakatın aslında bizlere mecbur kıldığı temel söylem giderek artan temel kaynakların yani su ve toprağın etkin ve verimli kullanımıdır.
Her vesile söylüyorum: elbette enerji dünya ekonomisi adına güçler dengesini oluşturan en önemli kriterlerden biridir. Ancak gelecek dönemde yeni dengeler çok daha hayati bir kaynak üzerinden kurulacaktır: SU! Bizi belki de gelecekte bekleyen temel çatışmalar su kaynakları paylaşımı ve su savaşları olacaktır. Aynı meselesi bu ay içinde TBMM İklim Değişikliği ve Temiz Enerji konularının ele alındığı komisyon toplantısında ayrıntılarıyla anlattım.
Gerek Birleşmiş Milletmiş Milletler’in bu konuda 2020 yılında hazırladığı rapor gerekse Fransız Uluslarlarası İlişkiler Enstitüsü (İFRİ) tarafından hazırlanan rapor 2030 yılı ve sonrasında Dünya’daki temel savaş ve çatışma nedeninin su olduğunun altını çizmektedir. Lakin geçen yıldan itibaren Irak, Mali ve Nijer’de başlayan ciddi çatışmalar bu tarihin daha da öne çekileceğinin işaretleridir. Maalesef Türkiye su zengini bir ülke değildir ve gerek tarım gerekse sanayide kullanılan su için çok daha etkin politikalar benimsemeli ve bilhassa uluslar arası su paylaşımını düzenleyen su hukuku alanında şimdiden etkili çalışmalar yapmaya başlamalıdır.
Avrupa Birliği’nin gelecek dönem sanayi politikasının ve ekonomik büyüme stratejisinin çerçevesini çizen yeni yol haritası olarak ortaya koyduğu Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndaki rolümüzü son derece önemsiyoruz.
MÜSİAD bünyesindeki Birçok sanayicimizin; üretimlerinden kaynaklanan emisyonları asgari düzeye indirmek, daha fazla yenilenebilir enerji ürünü kullanmak ve kaynak verimliliklerinin artırılması için yoğun bir çaba sarf ettiğini ifade edebiliriz. Ayrıca bu konuda geliştirdiğimiz projelerimiz geleceğin dünyasını bugünden inşa etmek ve korumak adına her zamanki gibi bizlerin görevidir.
Çünkü MÜSİAD, 31 yıllık kadim geçmişiyle sadece bir sermaye platformu değil aynı zamanda ülkesi adına dertlenen ve devletinin tam olarak yanında duran bu ülke için varız diyen yürekli insanların toplandığı bir ortak çatıdır. Böyle düşünen ve hisseden herkese de kapımız açıktır.
Tarımsal üretim, güvenli gıdaya ve temiz suya ulaşım, temiz enerjide de MÜSİAD ülkemiz için hizmete hazırdır
Konya bu açıdan da bakıldığında yeni dönem dünya ekonomik düzeninde dünyanın yeni dünya düzeninde Türkiye’nin en önemli kozu ve kilit şehirlerinden biridir. Hem küresel ısınma ile başlayacak olası kıtlık ortamı hem de tarım arazilerinin verimli kullanımı ile dünyanın güvenilir gıda imalatçısı olma avantajımızın en kritik şehirlerinden biridir.
Topraklarının %90'ından fazlası tarıma elverişli durumda bulunan Konya'da sanayi tarıma bağlı olarak gelişirken; makine imalatı, otomotiv yan sanayi ve ana metal sektörleri de büyük bir hızda büyüme kaydetmiştir.
Ancak Sanayi kalemini de unutmamak gerekir. Elbette Türkiye’nin Pandeminin en zorlu şartlarına rağmen 2021 yılının ilk çeyreğinde gerçekleştirdiği %7’lik büyüme oranı göz ardı edilemez bir başarıdır. Ancak büyüme tek başına sürdürülebilir kalkınma için yeter koşul değildir. Bir kere volatilitiesi yüksek bir büyüme maalesef sanayi kesimi için oldukça riskli bir yatırım ve üretim ortamı sunmaktadır. Güvenilir bir yatırım ve üretim eko-sistemi kurmak için sadece iç büyüme ve ihracat ile yetinmeyip doğrudan dış yatırımların ülkemize çekilmesi ve bilhassa KOBİ’lerimizin bu yatırımlarda aktif olarak değerlendirilmesi hususunu takip etmeliyiz.
Yani sürdürülebilir bir büyümenin temel koşulları neler olmalıdır?
İşte bu soruların yanıtı doğru yatırım stratejileri oluşturma, yabancı yatırımları ülkemize çekebilme ve şehir ekonomileri etrafında katma değeri yüksek bir ekonomi ağı kurmaktan geçmektedir.
Bizler, yeni dünya düzeninin kendine münhasır koşullarına ayak uydurmak zorundayız. Bunlardan en önemlisi de yatırımların doğru kanalize edilmesi ve bilhassa şehir ekonomilerinin yatırım planlamalarında temel strateji olarak benimsenmesidir.
Dünyada muadilleri yani benzer özelliklere sahip olan şehirleri gerek üretim hacmi gerekse GSMH’ye katkıları bakımından devasa rakamlara ulaşmışken aynı değerlere sahip şehirlerimizin ekonomik açıdan sıkışıp kalması doğru değildir.
Bu durum, ancak şehirlerin özgün değerlerinin belirlenmesi, o değerlerin uygun yatırım ve yatırımcılarla buluşturulması, destek ve teşvik verimliliğinin sürekli kontrol edilmesi ve elbette değerin varlığa dönüşme sürecinde o şehrin markalaşmasıyla mümkündür.
Ben bilhassa Konya’da o potansiyeli görmekteyim.
9 adet organize sanayi bölgesi, 19 küçük sanayi sitesi, il merkezinde yer alan 15 küçük sanayi sitesi, Konya iline bağlı ilçelerde yer alan 11 küçük sanayi sitesi ve 14 özel sanayi sitesi ile Türkiye ekonomisinin istihdam ve sanayi yükünü sırtlayan illerden bir tanesidir.
Türkiye genelinde ihracatın azaldığı 2020 yılında, önceki yıla göre toplam ihracat hacmini %8,3 oranında artıran Konya’nın, en çok ihracat gerçekleştirdiği sektörlerin sırasıyla Makine, Otomotiv, Hububat/Bakliyat, Kimyevi Maddeler ve Savunma Sanayii olması, Konya ekonomisinin sanayi sektörü genelinde kat ettiği mesafeyi de gözler önüne sermektedir.
Söz gelimi 2020 yılında Makine ve Aksamları ihracatında Türkiye’de 5’inci sırada yer alan Konya’nın, bu sektöre yönelik ihracattaki payı %6,7 seviyesinde gerçekleşmiştir.
Yine ülkemizin Otomotiv ihracatındaki payı %1,6 olan Konya, 2020 yılında 421,3 milyon dolarlık otomotiv ihracatıyla Türkiye’de 8’inci sırada yer almıştır.
Savunma ve Havacılık Sanayiinde de ön plana çıkan illerden biri olan Konya, bu sektöre ilişkin 153,5 milyon dolarlık ihracat ve %6,7’lik payıyla 4’üncü sırada yer almıştır.
İthalatının oldukça üzerinde bir ihracat potansiyeline sahip olan Konya, bu bakımdan, dış ticaret fazlası veren ender illerimizden biri konumundadır.
Anadolu’nun merkezinde yer alıp karayolu ile 3 saatte 10 milyon, 6 saatte 57 milyon insana ulaşım sağlayabilecek pozisyonda bulunan ve bu stratejik konumu sayesinde bölgesel büyümeyi de tetikleyen Konya, şehir ekonomilerini geliştirmek adına çıktığımız yolda önemli duraklardan da biridir.
Değerli Misafirler,
Geçtiğimiz gün oldukça geniş katılımlı gerçekleşen ekonomi müdürleriyle yaptığımız toplantıda nihayet şehirleri özgün değerleriyle kalkındırma ve markalaştırma projemizi anlatma fırsatını bulduk. Tüm dünyada daralan ekonomik ve ticari faaliyetler nihayet açılmaya ve hatta genişlemeye başlamışken ve bilhassa yatırımlardan pay alma hususunda gelişmiş ülkeler geride kalırken, gelişmekte olan ülkeler, %70’lere varan bir oran ile dünya doğrudan dış yatırımları çekerken ülkemizin, bu verimli akıştan hakettiği payı alamaması elbette yepyeni bir yatırım planlama yol haritası kurmak gerekliliğini ortaya koymaktadır. .
Doğrudan dış yatırımcı için Türkiye’yi bir yatırım ve ticaret pazarı olarak tanıtmak ve MÜSİAD’ın dış saha yaygınlığını, bir ticaret ve yatırım sistemi gibi çalıştırmak ve bunun için devlet üst çatısı altında çalışacak bir yapı kurmalıyız. Bunun modelleri belirlendi. Bu sistem ile hem fon akımlarını Türkiye’yi güvenilirliği kanıtlanmış bir kurum olan MÜSİAD üzerinden proje ortaklığına yöneltmek hem de bu sayede hem yatırım diplomasisini işletecek hem de yurt dışında aktif yatırım diasporasını ülkemize çekecektir. Biz buna kısa M-TIA yani MÜSİAD Trade and Investment Agencies System dedik.
Sayın Bakanım, Değerli Misafirler ve MÜSİAD’lı kardeşlerim,
Artık iki önemli kavram ekonomik hayatımızın tam da merkezindedir ve tıpkı ticaret diplomasisi gibi bunlar da çıkışı ve tanımı bakımından MÜSİAD söylemidir:
1. Yatırım diplomasisi: Yatırımın sanayicinin sanayiciyi ve onun örgütünü tanıması mantığından hareketle oluşturduğu dili iyi kullanmak
2. Yatırım diasporası: Yurt dışında aktif yatırımlarıyla bizleri gururlandıran milli unsurlarımızın yatırım alanlarını ülkemize de yöneltmesi
Bu durum, ancak şehirlerin özgün değerlerinin belirlenmesi, o değerlerin uygun yatırım ve yatırımcılarla buluşturulması, destek ve teşvik verimliliğinin sürekli kontrol edilmesi ve elbette değerin varlığa dönüşme sürecinde o şehrin markalaşmasıyla mümkündür. Yani bu yatırım ağı sisteminin üç saç ayağından biri Şehirleri Özgün Değerleriyle Kalkındırmak ve Markalaştırmak sürecinden geçmektedir.
İllerin markalaşması ve mevcut varlıklarının değere dönüşmesi yani potansiyellerinin düzgün tespit edilerek bu potansiyellere uygun yatırımlarla illerin değerlerinin artırılması gerekmektedir. Her şehrin kendine özgü değerleri vardır. Bunların katma değeri yüksek varlığa dönüşmesi o şehri markalaştırır ve GSYİH’ya katkısını artırır. Dünyada benzeri özelliklere sahip muadili olan şehir ile bizdeki şehirler belli kriterler ile kıyaslanıp dünyadaki örneklerin ürettikleri katma değerin yöntem ve süreçlerini bizdeki şehirlerde de uygulamak şehirlerimizin milli gelire olan katkılarını artırdığı gibi onları kendi kendine yeten unsurlar haline getirecektir.
Bugün baktığınızda pekçok devletin milli gelirini katlayan iç üretim ve GSYİH’ya katkısı ile öne çıkan şehirler birer marka değeri olarak dünya global üretiminde kendi ülkelerinden bile daha fazla söz sahibi olabilmektedirler. Bu da inanın kendi kendine yetebilirlik kavramından geçmektedir.
Her şehrin özgün ve stratejik değerlerini, kaynaklarını ve sektörlerini keşfedip onları doğru yönlendirmek ve çalıştırmak, doğru planlama budur. Biz de bu mantıktan hareketle illeri muadili yabancı örnekleriyle eşleştirdik. Yabancı muadillerinin benzer değerleri nasıl daha yüksek katma değer ile milli gelire aktardıkları bizim şehirlerimiz için de belki bir örnek ya da uygun yatırımlar ile desteklenecek bir yol haritası olabilir.
Sabahki genel kurulda Konya ilimizin eşleştirmesi olarak belirlediğimiz ili açıkladık………………………………………………………….. BAŞKANIM BURADA Konya ile eşleştirdiğiniz ili ve nedenini kısaca anlatabilirsiniz.
Ben bilhassa Konya’da o potansiyeli görmekteyim.
Tarımın Başkenti olarak Konya’nın 2020 yılında yaklaşık 270 milyon dolar Hububat ve Bakliyat, 85 milyon dolar Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller, 46 milyon dolar Meyve ve Sebze Mamulleri ihracatı yaptığını görüyoruz. Bunlara Kuru Meyve ve Mamulleri, Zeytin ve Zeytinyağı, Yaş Meyve ve Sebze, Süs Bitkileri ve Mamulleri de ilave edildiğinde; neredeyse yarım milyar dolarlık bir tarım ve hayvancılık ürünü ihracatına ulaşıldığını görüyoruz.
Sayın Bakanım, Kıymetli Misafirler,
Hatırlanacağı üzere; geçtiğimiz yıl pandeminin ilk şoku sonrası ekonomik aktivitedeki ilk çöküşün ardından Türkiye'yi emsallerinden ayıran toparlanma, bütün dünyanın dikkatini çekmişti.
2020 yılının tamamında %1,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, 2021’in ilk çeyreğinde ise Çin’in ardından G20 içerisinde en çok büyüyen ekonomi olmuştu.
Biz eğer şehirlerimizin kendi değerleri ile uygun yatırım planlamaları ve yatırımcılar ile buluşması sağlandığı takdirde sürdürülebilir kalkınmanın Pandemi sonrası Türkiye lehine çalışacağına inanmaktayız.
Pandemi koşulları sebebiyle daralan ekonomik aktivitenin yeniden canlanmasıyla birlikte, iç talebin büyümeye yaptığı katkının artış kaydedeceğine inanıyoruz. Hatırlanacağı üzere ilk çeyrekte iç tüketimin büyümeye olan katkısının 4,7 puan olduğunu görmüştük.
Burada bir noktanın altını çizmek isterim: Üretimin olmadığı yerde tüketimden de söz edemeyiz. Bu nedenle ülkemizin her yüksek oranlı büyümeye ulaştığı dönemde, “Türkiye ekonomisi yalnızca tüketerek büyüyor.” algısını oluşturmak isteyenlerin, iyi niyetli olduğunu söyleyemeyiz.
İç talep koşullarının canlılık arz ettiği her dönemde, Türkiye ekonomisinin üretim kapasitesi de artış kaydetmiştir. İlk çeyrekte sanayi sektörünün %11,7, imalat sanayinin ise %12,2 oranında genişleme kaydetmesi, bunun en açık göstergesidir.
Burada önemli olan nokta; iç talebe cevap veren üretimin, mümkün olduğunca ülke içi kaynaklar tarafından karşılanmasıdır. Söz konusu dönemde net dış talebin büyümeye olan katkısının 1,1 puan olması, Türkiye ekonomisinin “kendi kendine yetebilme” konusunda başarılı bir dönem geçirdiğine işaret etmektedir.
Elbette bize düşen, bunu sürdürülebilir kılmaktır. Bunun için bir yandan iç talep koşullarını canlı tutmalı, diğer taraftan da ihracatımızın kalıcı bir şekilde ithalatımızın üzerinde seyretmesini sağlamalıyız. Yatırım planlamalarımız için yeni yol haritaları oluşturmak ve şehirlerimizi bu kapsamda en iyi şekilde kullanmak, her şehrimizin muadili dünya şehirleri kadar milli ekonomiye katkı yapmalarını sağlamak hem MÜSİAD olarak bizim, hem de yeni dönemde Türkiye’nin hedefi olmalıdır.
Dünyanın en yaygın sermaye örgütlerinden olan MÜSİAD gerek yurt içi gerek yurt dışı saha yaygınlığını yatırımcı avı ve yatırım bilgisini yani ekonomik istihbaratı tek elden tutmak adına bir ağ halinde yapılandırmaktadır.
Asya'ya doğrudan yatırımlar yaklaşık 476 milyar dolar olurken, Çin, 163 milyar dolar ile dünyanın en fazla doğrudan yatırım çeken ülkesi oldu.
Türkiye'ye yapılan yatırımlarda ise 2019'a göre yüzde 19 düşüş kaydetti ve maalesef son geldiği nokta 2020’de 6,8 milyar dolar oldu. Bu yılın son aylarında ise maalesef eksi değerleri görmekteyiz. Yani yatırımcıların ciddi oranda ülkemizden çekilmesini seyretmekteyiz.
Biz MÜSİAD olarak yeni dönem yatırım felsefesinin Türkiye’yi Dünyanın yatırım pazarı haline getirme mantığını benimseme olması gerektiğini savunmaktayız. Bu da yatırımı, ticaret gibi bir işlem gibi değil, aksine uzun vadeli bir karar alma prosesi gibi görmekten geçtiğini aklımıza yazmaktan geçmektedir.
Hepimiz sanayici ve aslında bir bakıma yatırımcıyız. Yabancı yatırımcıyı da bu açıdan ele almak ve bizlerle benzer davranış kalıpları içinde hareket ediyor gibi görmek yanlış olmayacaktır. Neticede hepimiz insanız ve benzer davranış kalıplarıyla hareket ederiz.
Yatırımcı bir ülkeye gelirken temel bazı olanakların kendisi için uygun olup olmadığına bakar: öncelikle yatırımına hammadde sağlayacak en uygun bölgeyi arar, lojistik ağlarının kendisi için elverişli olduğu üretim bölgelerinin varlığını araştırır, mekânsal sorunların ve elbette kurulum giderleri ve prosedürlerinin minimum ve sade olduğu ülkeleri tercih eder, büyük yatırımcı, alt üretimini vereceği KOBİ’lerin üretim becerisi ve kurumsallık düzeyine bakar. İşgücü maliyeti ve işgücü kalitesinin kendi yatırımına olan katkısını hesaplar. Yatırım yapacağı bölgedeki altyapı problemlerinin ne denli sorun olacağını araştırır.
Tüm bunlar, aslında yatırımın risk pirimini düşürmek adına yapılan hesaplardır ve karar alma prosesinin birer adımıdır.
Biz MÜSİAD olarak hem iç üretimi daha verimli kılmak hem de yabancı yatırımcıya kendi yan üretimlerini gerçekleştirebileceği kurumsal ve sağlam KOBİ’ler yetiştirmek için bildiğiniz üzere Üretim ve Yatırım Üsleri Projemizi de hayata geçirdik. Sayın Bakanımızın destekleri ve teveccühleri ile yapılan ve açılışında da bulunduğu bu projenin prototipi de tamamlandı.
Burada amaç mekânsal sorunlar nedeniyle büyüyemeyen lakin üretim adına gelecek vaad eden firmaların içinde meslek okulundan gümrüklü antreposuna, konaklama alanlarından spor ve kültür faaliyetlerine kadar herşeyin yer aldığı kompak bir KOBİ kuluçka merkezleridir. Bu Üsler yabancı yatırımcılar için de hem iç üretimin planlaması adına bir güven unsuru hem de iç üretimdeki yatırım süreçlerini kolaylaştıracak bir çalışma modelidir.
Yatırımın bir ülkede işler hale gelmesi sadece yabancı yatırımcının makro kararları ile sınırlı değildir. Bugün dünyada yerli yatırımcının ya da yerleşik sermayenin ölçek büyüklükleri ve ayni değerleri ile paralel şekilde ilerleyen bir yatırım algısı söz konusudur.
Sayın Bakanım, Kıymetli Misafirler, MÜSİAD’lı kardeşlerim
Göreve geldiğim ilk günden bu yana sürekli yurt içi ve yurt dışı seyahatlerimle MÜSİAD SAHA’sının hem üyeler hem şirketler bazında sürekli nabzını tutmaya çalıştım. Genel Merkezde geçirdiğim süre oldukça azdır. Burada amacım, hem insanımıza bizzat temas etmek, onların talep ve beklentilerini doğrudan ilgili devlet organlarına iletmek ve elbette devletimizin belirlediği politikaların sahada etkin hale gelmesini, anlaşılmasını sağlamak ve tatbiki adına sıkışan yerlerinde yardımcı olmaktı. Çünkü STK’lar Devlet ve halk arasında birer köprüdür ve öyle olmalıdır.
Eğer MÜSİAD gibi sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya yayılmış bir örgütü yönetiyorsanız sadece bir yönetici değil, yeri geldiğinde bir ağabey, bir dost, bir kardeş olacaksınız. Bazen bir hoca gibi anlatacak bazen talebe gibi dinlemeyi bileceksiniz. Hem bürokrasinin kurallarını bilip riayet edip, anlayış gösterip hem de siyasetçinin omuzlarındaki o yükü yer yer almayı bileceksiniz. Binlerce üyeniz ve onların çalışanları ve çalışanların aileleri… Bir karar alırken bunca vebalin sizde olduğunu bilerek adilce davranacaksınız. Ülke için dertlenip ülke için yeri geldiğinde tıpkı bu turlarımda olduğu gibi uykusuz o şehirden bu şehre geçeceksiniz. Yeni projeler üretip yeni süreçler başlatacaksınız.
Ben dört yıllık MÜSİAD Başkanlığıma pek çok proje, sayısız dostluk, yüzlerce ziyaret ve elbette tazelenme sürecini sığdırmaya çalıştım. Mensubu olmaktan gurur duyduğum kurumumu tazeleyerek yeni dünya düzeninin şartlarına en uygun hale getirdik. Elhamdülillah bu görevi kısa bir süre devredeceğim. İnşallah ardımızda kırgın bırakmamış ve görevimizden memnun bırakmışızdır.
Sözlerimi burada tamamlarken, Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanımıza teşriflerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum.
Başta Konya şube başkanım olmak üzere, bugün burada bir araya gelmemize vesile olan bu güzel organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sizleri saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Abdurrahman KAAN
MÜSİAD Genel Başkanı