MANİSA ŞUBE GENEL KURULU 16 MART 2021

Sayın Valim,

Sayın Kaymakamım,

Değerli Yönetim Kurulu Üyelerim,

İş ve Siyaset Dünyasının, STK’ların, Odalarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri, MÜSİAD Manisa Şubemizin Değerli Başkan ve Üyeleri, Genç Müsiadlı kardeşlerim,

Kıymetli Basın Mensupları,

Manisa Şubemizin Genel Kuruluna hoş geldiniz sefalar getirdiniz, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Misafirler,

2020 yılı, tüm dünya olarak zorlu bir yıl olarak geride bıraktık. Bilhassa 2018 yılının başından itibaren, küresel ekonomik sistemin oldukça sıkıştığını ve ciddi bir emtia kriziyle yüzleşmek durumunda kalabileceğimizi ısrarla vurguluyorduk.

Fakat beklenen bu krizin patlama noktası, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir yerden geldi: Küresel Salgın. Bu kriz, diğerlerinin aksine iktisadi bir zemine sahip değildi ancak etkileri itibariyle tüm dünyada durma noktasına gelen ekonomik sistemi bizlere sorgulattı.

Covid-19 salgınıyla birlikte küresel ekonomi, hem arz hem de talep yönüyle büyük bir şoka girerken; sermaye, mal ve insan hareketliliği neredeyse durma noktasına geldi ve birçok sektörde hayatta kalmak imkânsız hâle geldi. Bu noktadan itibaren küresel ekonomik sistem yerini yavaş yavaş üniter yapılara ve ülkeler açısından kendi kendine yetme kuralına bıraktı.

Bizler pandemi sonrası keskin paradigma dönüşümleri beklerken, karşımıza devletçi bir kapitalizm çıktı ve bu model aslında bize pek de yabancı değildi. Çünkü ulus ekonomilerinin temel alındığı bir mantıkta devlet ekonomi üzerindeki regülasyon görevini ve ağırlığını giderek daha fazla hissettirecekti ki, öyle de olmaktadır. Pandeminin başında hemen her devlet kendi milletinin, salgından en az hasarla etkilenmesi adına destek ve teşvik paketleri açtı. Salgın devam ettiği ve tüm dünyada tamamen bitene kadar da bu uygulamalar kademeli bir şekilde varlığını sürdürmek zorundadır. Belki de iş dünyasının içinde hareket edeceği yeni iktisadi model de budur.

Bugün ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde gerek gelir adaletsizliği , gerek orta gelir tuzağında kaybolan sermaye gerekse, yükselen mal ve hizmet fiyatları nedeniyle devletin müdahale alanları gittikçe genişlemektedir. Buna rağmen dünya global sermayesinin yeniden gelişmiş ülkelerden, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere doğru aktığını da söylemek mümkündür. Ancak burada önemli, olan nokta bu sermaye akımının anlık fon hareketleri mantığında girip çıkması değil; ülkemize doğrudan yatırımlar yoluyla üretim yatırım ve istihdam sağlamasıdır. Bunu gerçekleştirme ise yine bizlerin elindedir.

Değerli misafirler,

Konjonktür gereği devlet organlarımız elbette süreli bazı politikalar yapmak zorunda kalmışlardır ve kalacaklardır. Burada önemli olan nokta devletimize, içinden geçmekte olduğumuz süreçte destek olmaktan geri durmamaktır. TL’deki aşırı değer kaybının ve yüksek enflasyon seyrinin önüne geçmek maksatlı atılan adımların, örneğin kredi maliyetlerindeki ayarlamanın ilk dönem çıktılarını almaktayız.

Çeşitli demeçlerimde ve dahi Merkez Bankası ekibi ile yaptığımız toplantıda da dile getirdiğim gibi elbette konjonktürel ayarlamalar şayet zorunlu ise, bu hususta devletimizin aldığı karara saygı duyarız. Ancak bizler bilhassa faiz hususunda kırmızı çizgimizi her fırsatta dile getirmekteyiz. Yine aynı şekilde bizim için kalıcı ve sürdürülebilir bir fiyat düzeyi ve büyüme trendi ancak planlı bir üretim politikası ve üretim-ticaret-yatırım senkronizasyonundan geçmektedir.

Kıymetli Misafirler,

Geçen hafta bildiğiniz üzere Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Ekonomi Reform Paketi açıklandı. Bilhassa yerli ve milli sanayileşme politikalarının öncelendiğini ve fiyat istikrarının üretim tarafından sağlanacağı yönündeki eylemleri görmek bizi mutlu etmektedir.

Pandemi sonrası süreçte açılacak yeni iktisadi paylaşım masasında, yerli ve milli sermaye ve sanayileşme politikalarımız, bizi 2023 ve sonrası hedeflere taşıyacak yegâne eksendir. Pandemi aslında Türkiye’nin, Dünya ekonomi atlasındaki önemini ziyadesiyle artırmıştır. Bu fırsatın derhal ve en etkin şekilde değerlendirilmesi gerekir.

Ticari korumacılık yeni dönemin yeni kriteri gibi durmaktadır. Rusya ve Arjantin gibi ülkelerin bazı gıda ürünlerinde vergileri artırması veya ihracat yasağı getirmesi ya da dünyada geçtiğimiz yıl buğday ve pirinçte 46’dan fazla ticari korumacılık uygulamasına başvurulması; durumun ehemmiyetini gözler önüne sermektedir. Bu nedenle en başta tarım ve gıda ürünleri olmak üzere; fiyat istikrarını tehdit eden bütün ürünlere yönelik topyekûn bir mücadelenin elzem olduğunu düşüyoruz.

Bu noktada tarlada ve hallerde kalan ürünler Dijital Tarım Pazarı (DİTAP)’ına açılacak özel bölümde alıcılarla buluşturulması, Sebze ve meyve zaiyatının azaltılması için soğuk zincir oluşturulması, gıda israfının önüne geçmek amacıyla Gıda Bankacılığı Sisteminin yaygınlaştırılmasına yönelik reformlar memnuniyet verici olmuştur. Buna ilaveten; tarımsal üretim planlamasına katkı sağlamak, üretimde öngörülebilirliği artırmak ve fiyat dalgalanmalarının önüne geçmek için, çiftçi ve sanayicinin yazılı akite olan güvenini artıracak sözleşmeli tarım mekanizmalarının geliştirilmesi de gıda fiyatları üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

Her ne kadar Pandemi döneminde aldığımız ekonomik hasar ortada olsa da Türkiye ekonomisi, bu dönemde G20 ülkeleri içerisinde Çin’in ardından en çok büyüme kaydeden ülke olmuştur. 2020 yılı genelinde ise %1,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, yılın başında kendisine yönelik küçülme tahminleri yapan bütün uluslararası kuruluşları şaşırtan bir performans sergilemiştir.

Yeniden Normalleşme sürecinin hem hizmetler hem de üretim sektörlerin canlanmayı artıracağını bunun da 2021 yılındaki milli gelirimize olumlu yansıyacağını söylemek yanlış olmaz. Ancak burada yine belirleyici faktör pandeminin seyri ve aşı çalışmalarının verimliliğidir. Zira bir üçüncü dalga ile karşı karşıya kalmamız halinde yeniden yaşayacağımız muhtemel sermaye kaybının telafisi için aynen Çin’in yaptığı gibi belli bölgelerde dur durak bilmeden üretime devam etmeli ve stoklarımızı artırma yoluna gitmeliyiz.

Bu da elbette güvenli ve her aşaması düşünülmüş üretim üsleri kurmak mantığından geçmektedir. Ayrıntılarına birazdan değineceğim bu modelde temel amacımız Çin’in yaptığı stratejiyi ülkemiz şartlarında daha da gelişmiş koşullar ve insanı-doğayı önceleyen bir mantıkla geliştirmektir.

Yerli ve milli üretimde kritik pozisyondaki bütün sektörlerimizin kendi kendine yeterlilik politikalarının artırılması ve bilhassa dış ticarete yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi, doğru bir adım olacaktır.

Kıymetli misafirler,

COVID 19 süreci bugünden yarına bitecek bir süreç değildir. Aşılama çalışmaları tamamen bitse bile toplumsal bağışıklığın zaman alacağını uzmanlar dile getirmektedir. Yani bir bu kadar daha yolumuz vardır. Tüm bunlar olurken aslında sessizce yeni bir yaşam biçimi hayatımıza girmekte ve bizler sakince bu yeni kurallara adapte olmaktayız.

Elbette sosyal bir yorgunluk var ama aynı zamanda tepki mekanizmalarımızda da bir durulma olduğunu söyleyebiliriz.Dolayısıyla geçen sene yadırgadığımız pek çok kural bugün normalize oldu. Bir sene sonra ise alışkanlık olacaktır. Yeme içme alışkanlığı, alışveriş alışkanlığı, çalışma sistemlerinde test edilen yeni modeller ve bunların getirdiği avantajlar gibi. Epeyce bir süre tedbir durumunda olacağımız da kesin.

Ayrıca COVID süreci tamamen bitse bile bizi bekleyen iki büyük sorun daha var: İklim değişikliği ve biyolojik terör ya da silahlanma. Dolayısıyla bu süreçte her ülke mecburen kendi yedek planlarını yapmakta. Üretimden tutun da güvenliğe kadar her alanda olası bir tekrarın önlemleri alınacaktır. Söz konusu avantajı bütün parametreleriyle birlikte sahaya yansıtabilmemiz için, Covid-19’un getirdiği orta ve uzun vadeli dönüşüm sürecine imalat sanayiini çok iyi hazırlamalıyız. Zira önümüzde Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitemiz ve iş gücü yetkinliklerimizi geliştirmek için kullanarak uzun vadede küresel ekonomide ciddi bir sıçrama yapabileceğimiz bir fırsat alanı bulunmaktadır.

Özellikle coğrafi konum anlamında ciddi bir avantajımız olduğunu ve bunun küresel ekonominin gelecek projeksiyonlarında ülkemize büyük bir fırsat alanı oluşturacağını düşünüyoruz. Tedarik zincirlerinin yeniden tasarlandığı ve lojistik hatlarının yeniden çizildiği bir süreçte yolların kesişim ülkesi Türkiye’nin çok daha aktif bir oyuncu olarak oyunda yer alması gerekmektedir.

Bakınız tesadüf eseri değil, bugünleri çok iyi analiz ederek ve gerçek manada stratejik bir yol haritası çıkararak bundan iki sene evvel başlattığımız tazelenme sürecimizdeki komitelerimizin isimlerini şimdi bir kez daha okuyunuz. 2018 yılında çizilen hattın 2023- 2030’a kadar giden bir yolu nasıl tasarlandığını göreceksiniz. Biz bu vizyonu kimse görmeden evvel seneler evvel ortaya koyduk.

Lojistikte yeni yollar ve yaklaşımlar Komitesi dedik. Bakın şimdi dünya ticaretine lojistik firmaları ve onların çizdiği yeni yollar yön vermektedirler. Yerli ve milli üretim planlama Komitesi dedik; bakın şimdi üniter ekonomik yapıların temel çıkış noktası yerli ve milli üretim planlama oldu. Enerji ve Maden Yönetimi ve Yatırımları komitesi dedik, bugün enerji güvenliği ve yeni maden yatakları adına bambaşka bir ekonomik paylaşım alanı oluşmakta. Sanayi Bölgeleri ve Yerleşkeleri komitesi dedik, bakın bugün üretim üsleri kurmak tüm dünyada elzem bir yatırım alanı oldu. Akıllı şehirler ve şehir ekonomileri komitesi dedik, bizden sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde politika haline geldi, 11 Kalkınma planına işlendi. hatta şehirlerin eşleştirilmesi adına AB çapında başlatılan projeler, bizim bu hususta ne denli haklı ve öngörülü olduğumuzu gösterdi. Daha çok örnek var: Gastro-ekonomi, Kırsal kalkınma, Birleşme ve devralmalar, İhracat Eşleştirme… Bir dönem anlamakta zorlandığımız ve hatta bunu düşünen bunu inşa edenleri eleştirdiğimiz bu stratejiler, bakın bugün dünyanın yeni dönüm noktaları oldu. Demek ki önce tarafsızca dinlemek, sonra saygı duymak ve anlamaya çalışmak gerekiyormuş. Neticede yeni dünya düzeni gençlerin üzerine kurulu ve biz bu tazelenmeyi yaş itibariyle taze bir kadro ile yaptık.

Kıymetli Misafirler,

Bizim, ülkemize, ülkemizin potansiyeline olan inancımız tam değerli dostlar. Bizler olmaz denen ne varsa pandemi sürecinde de yaptık elhamdülillah.

Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.

Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık.

4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı.

“Küresel Ticaret Burada” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz fuarda, 50 ülkeden 400 alım heyetini ağırladık. İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz ve dünyanın her bölgesinden iş insanı, siyasetçi ve akademisyenin katıldığı EXPO 2020, iş insanlarımızın yeni iş birliklerine açılmasını sağlarken, yabancı yatırımcıların da ülkemizdeki yatırım fırsatlarını yakından incelemesine olanak tanımış oldu.

Değerli Misafirler,

Sanayi bakımından gelişmiş ve madencilikte zengin olmasının yanında; geniş sanayi bölgesiyle Manisa, çok farklı sektörde fabrika ve üretim tesisine ev sahipliği yapmaktadır.

2020 yılında Türkiye’nin en çok ihracat yapan illeri arasında 8’inci sırada yer alan Manisa’nın ihracatı, önceki yıla göre %6,0 azalma kaydetmiş olmasına rağmen 4,2 milyar dolar ile güçlü bir performans ortaya koymuştur.

%50’lik payı ile il ihracatının ilk sırasında yer alan Elektrik-Elektronik ürünleri, Manisa ekonomisi için gün geçtikçe önemini artırmaktadır. Elektrik-Elektronik ihracatını ise İklimlendirme Sanayii ve Otomotiv Endüstrisi grupları takip etmiştir. Bu dönemde toplam 178 ülkeye mal ve hizmet ihracatı gerçekleştiren şehirde ilk üç sırayı İngiltere, Almanya ve Fransa almıştır.

Değerli Dostlar, biz MÜSİAD olarak yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız.

Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik.

Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz. Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz.

Değerli Misafirler,

Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık. Yola çıkış mottomuz, “beraber” oldu.

Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.

MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz. Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar. Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.

Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza, tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz..

Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.

Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor. Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.

Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık.

Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.

Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.

Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.

Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar. Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.

MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.

Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.

Kadim bir geleneği sürdürme isteğiyle hayata geçirdiğimiz Karz-ı Hasen Sandığı projemiz, üyelerimiz arasındaki yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsal bir yapıya dönüştürerek, tüccarımızın ticaretini kolaylaştırmak düşüncesiyle oluşturduğumuz ve yardımlaşma ve dayanışma kültürünü kurumsallaştırmıştır. Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz.

Değerli Dostlar,

MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada tamamlarken, MÜSİAD Manisa Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum. Görevini devreden Şube başkanımız Reşit beye, yönetim kuruluna teşekkür ediyorum. Görevi devralacak olan Abdurrahman beye ve yönetimine başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel Üst Kurulu Başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, ayrıca üretim ve ticaret üst kurul başkanımız Oktay Bey’e, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Abdurrahman Kaan

MÜSİAD Genel Başkanı