VİZYONER ANADOLU BULUŞMALARI
“Yeni Turizm Kaynaklarıyla Şehir Ekonomilerinin Geliştirilmesi”
KASTAMONU
5 TEMMUZ 2019
Sayın Bakan Yardımcım,
Sayın Valim, Sayın Belediye Başkanım,
Değerli MÜSİAD Üyeleri ve Dostları,
Yerel ve Ulusal Basınımızın Değerli Mensupları,
Vizyoner Anadolu Buluşmaları kapsamında bir araya geldiğimiz Kastamonu’da, sizleri saygıyla selamlıyorum; hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Bizlerin, bu toplantıları düzenlemekteki temel amacı, ülkemizin kalkınması yolunda önemli adımlardan biri olarak gördüğümüz “bölgesel kalkınma”ya katkı sunmaktır. Bu katkıyı, iş insanları olarak ve elimizde bulundurduğumuz, her kesimden insana dokunabilme kabiliyetinin farkında olan bir sivil toplum kuruluşu olarak, çeşitlendirmek niyetindeyiz.
Sahip olduğu ekonomik, doğal ve kültürel kaynaklarla Kastamonu’nun, bölgesel kalkınma noktasında etkili olabilecek şehirlerimizden biri olduğunun altını çizerek, müsaadenizle konuyu detaylandırmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi ülke düzeyinde ekonomik ve toplumsal kalkınmanın gerçekleşmesi, öncelikle bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesine ya da en aza indirilmesine bağlıdır.
Bu da ancak yerel ve bölgesel kalkınmayla gerçekleştirilebilmektedir.
Günümüzde yerel ve bölgesel kalkınmanın sağlanmasında yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları önemli rol oynuyor.
Çünkü STK’lar, sahip oldukları avantajları, faaliyet gösterdikleri alanın yerel ve bölgesel düzeyde kalkınmasında kullanarak, ulusal ve toplumsal kalkınmayı sağlayabilecek nitelikte işlevlere sahiptir.
Dünyanın en yaygın STK’sı ve güçlü bir sermaye platformu olarak MÜSİAD’a da bu noktada büyük görev düşüyor.
Şehirlerin oluşturdukları “şehir ekonomisi”, bir yanıyla ülkenin ekonomik gidişatıyla bağlantılıyken, diğer yandan da özerktir; çünkü şehirler, sahip oldukları potansiyel ve kaynakları kullanarak ticaret ve yatırımlarını yürütürken, kendine özgü bir ekonomiyi de inşa ediyorlar.
Ulusal ekonomi çarkının önemli dişlerinden biri olan şehir ekonomilerinin geliştirilmesinin karşılıklarından biri de, şehrin kendi çocuklarına kucak açmasıdır.
Gelişmiş ve kendi kendine yetmenin ötesinde ülke ekonomisine yapılan katkıda yarışan şehirler, kendi toprağının insanını da bağrına basacak ve özellikle iç göç olgusunu büyük ölçüde gündemden çıkaracaktır.
İşte bütün bu gerekçe ve gereklilikler, MÜSİAD olarak duyduğumuz sorumlulukla, bu konu üzerinde titizlikle durmamızın nedenidir.
Vizyoner Anadolu Buluşmaları toplantılarımızın Kastamonu ayağını, bu sorumlulukla, “Yeni Turizm Kaynaklarıyla Şehir Ekonomilerinin Geliştirilmesi” olarak belirledik.
Toplantılarımız boyunca detaylı sunumlarla ele alınan konuyu, rakamlardan faydalanarak özetlemek isterim:
2017 yılı verilerine göre ülkelere göre turizm gelirinde Türkiye, 22,5 milyar dolarla 14’üncü ve Avrupa’da 6’ıncı sırada yer alırken, aynı yıl toplam turist sayısında 37,6 milyonla, dünya genelinde 8’inci, Avrupa’da 5’inci sırada yer aldı.
Turizm gelirimiz, 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 12,3 artarak, 29 milyar 512 milyon 926 bin dolar oldu. 2019 yılında da gelişim sürerken, ilk çeyrekte turizm geliri, geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 4,6 arttı.
Dünyada önemli turizm bölgelerinden biri olarak görülen Türkiye’nin, turizmde gösterdiği performansa ve gelişimine baktığımızda memnuniyet verici bir tablo çıkıyor karşımıza. Fakat diğer yandan, dünyadaki rakiplerimiz karşısında büyük avantajları elimizde bulunduruyorken, bunları yeterince kullanamadığımızı da görüyoruz. Dolayısıyla, ülkemizin gerçekte var olan turizm potansiyelini tam anlamıyla ortaya koyamıyoruz. Bunu
sağlayabilmek için, detaylı bir “turizmde yol haritası”na ve kararlı şekilde uygulama politikalarına ihtiyacımız var.
Türkiye, barındırdığı kültürel, tarihi ve doğal güzellikleri ile birçok ülkenin aksine, tek bir doğrultuda değil, farklı alternatiflerle turizmini geliştirme imkânına sahip.
2018 yılında Yabancı ziyaretçilerin en çok geceleme yaptığı illere bakalım; sırasıyla Antalya, İstanbul, Muğla, Aydın ve İzmir’i görüyoruz.
Bu sıralamada, 7 bölgeden ilimizin olabilmesi gerekiyor. Mevcut tabloda İstanbul’u ayırdığımızda, ağırlık Ege ve Akdeniz’de.
Geliş amaçlarına göre ziyaretçilerin dağılımı şöyle: yüzde 60,5’i gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler, yüzde 12’si akraba ve arkadaş ziyareti, yüzde 3,3’ü iş amaçlı, yüzde 1,7’si ise sağlık ve tıbbi nedenlerle Türkiye’yi ziyaret ediyor.
Ziyaretçi sayısındaki artışı hedeflerken, ziyaret nedenlerini de çeşitlendirmek zorundayız. Yani bir başka deyişle, turizm alternatiflerini çoğaltmamız lazım.
Burada, dünyada önemli bulduğum iki örneği sizlerle paylaşacağım:
Dünyada termal turizme baktığımızda, ülkelerin bu alanda büyük yatırımlara yöneldiğini, turizm gelirini artırmaya yönelik olarak özellikle bu alanda uzun vadeli planlamalar yaptığını görüyoruz.
İlk vereceğim örnek, Japonya’nın güneyinde yer alan Beppu şehri. Volkanik bölgede bulunan, sıcak su kaynakları ve gayzerler ile turistlerin ilgisi çeken şehir, dünyanın en önemli termal bölgelerinden biri olarak biliniyor. Yaklaşık 125 bin nüfusu bulunan bu küçük şehir, yılda ortalama 12 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor; müthiş bir başarı.
Termal alanında İzlanda da bir başarı hikâyesi yazmıştır. Ülke, nüfusunun yaklaşık 10 katı kadar turisti, termal amaçlı ağırlıyor.
Diğer bir örnek, İspanya’nın Donostia, bilinen adıyla San Sebastian şehri. Yine, yaklaşık 200 bin nüfuslu bir kentten bahsediyoruz. Fakat San Sebastian bugün, dünyanın gastronomi merkezlerinden biri olarak anılıyor. Uluslararası gastronomi zirvesine de ev sahipliği yapan bu küçük şehir, her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor.
Anadolu’nun 14 bin yıllık mutfak kültürüne sahip olduğunu ve topraklarımızdaki termal kaynaklarını düşündüğümüzde, Türkiye’nin yalnızca bu iki alanda dahi taşıdığı turizm potansiyelini açıkça görüyoruz.
Bu iki örnek üzerinden gittiğimizde, bizlerin de artık, belirli alanlarda “marka şehir”ler oluşturmamız gerekiyor. Farklı tanıtım stratejileri uygulayarak, bölgelere özgü değerleri ve kültürel mirası çok iyi değerlendirmeli, buna göre özel uygulamalar, tanıtım yöntemleri geliştirmeliyiz.
Ülkemiz, termal, kültür, doğa, sağlık, gastronomi gibi birçok farklı alanda, diğer ülkelerden farklı olarak, Anadolu topraklarının zenginliğiyle dolu. Bunu artık en iyi şekilde değerlendirmemiz, ülkemizi, dünya turizm liginde ilk sıralara yerleştirmemiz lazım. Bugün, bahsettiğimiz Anadolu zenginliğini en iyi yansıtan şehirlerimizden birinde, 2018 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti olan Kastamonu’dayız. Harika doğası, kültürel ve manevi değerleriyle Kastamonu, dört mevsimde turizme uygun bir bölge. Dolayısıyla burası, şehir ekonomisi içerisinde, turizmin en fazla paya sahip olacağı şehirlerden biri olmalı. Mevcut duruma baktığımızda, gelişime açık, fakat potansiyelinin altında seyreden bir turizm hareketliliği görüyoruz. Bunu hep birlikte yukarı çıkaracağız.
Bakınız kıymetli misafirler; turizmin muhatapları, yalnızca turistik tesis sahipleri ya da devletin bu alanla ilgili birimleri değildir. Turizm, bütüncül bir yaklaşımla ortaya çıkabilen ve varlığını sürdüren bir alandır. Bölgenin sakinleri, esnaf ve yerel yönetimler başta olmak üzere, etkin STK’lar, iş insanları ve ziyaretçilerle birlikte birbirini tamamlayan bir yapıdır. Dolayısıyla, bizler turizm atağından ya da şehirlerin turizm ana kaynaklı kalkınmasından bahsederken, bütün bu yapıyı oluşturan ögelerin kendi içinde gelişimine de işaret etmek durumundayız.
Yatırımcıların tesis ve diğer yatırımları faaliyete geçirmesi önemli; fakat o tesislerde ağırlanan ziyaretçilere bölge halkının ve esnafın tavrı da bir o kadar önemli. Kucaklayıcı, sorun çözümüne odaklı ve sürekli gelişen, yenilik sunan bir turizm anlayışını yerleştirmemiz gerekiyor. Türkiye, hâlihazırda turizmde kendi zenginlikleri olan bir ülke; fakat bu zenginliğin, zihinlerde de karşılık bulması elzemdir.
Bizler, turizme yabancı ya da yeni yeni turizmle tanışan bir ülke değiliz; ancak dünyada birçok şey değişime uğrarken, turizm anlayışının ve alışkanlıklarının da aynı kalmadığı gerçeğini görüyoruz.
Dolayısıyla yapı varlığı, ulaşım gibi fiziksel olanakları geliştirirken, diğer yandan fikrî gelişimi de sağlamalıyız.
Bütün bu parçaları eksiksiz biçimde uyguladığımızda, mevcut turizm başarımızı çok daha yukarı taşıyacağımızdan hiçbir şüphemiz yok.
Bunu gerçekleştirdiğimizde de, istihdam üzerinde en büyük etkisi, katkısı olan sektörlerden biri olan turizm aracılığıyla, Anadolu insanımızın kendi doğduğu, büyüdüğü, tanıdığı topraklarda yaşamını sürdürmesini de sağlamış olacağız.
Burada yeri geldiğini düşünüyorum ve bölge insanı başta olmak üzere, yatırımcılarımıza da bir kez daha seslenmek istiyorum:
Yatırımlarınızı Kastamonu’ya yoğunlaştırın; bölgeye, insanımıza ve ülkemize güvenin. Cesaretle yol alın ki, gelecek hedeflerimize hep birlikte yürüyelim
Kıymetli Misafirler,
Bildiğiniz gibi yerel seçimleri geride bıraktık. Artık hedefimiz ekonomik istikrar, kalkınma ve sosyal refahın sağlanması olmalıdır.
4.5 yıllık seçimsiz bir yönetim sürecinde kamusal dönüşümlerin tamamlanması, ekonomik reformların netleşmesi, istihdamın desteklenerek sosyal refah ortamının iyileştirilmesi ve ülkemizin yeniden büyüme trendini yakalaması ortak gayemiz olmalıdır. Bizler iş insanlarıyız, siyasetle doğrudan ilişki kuramaz ya da siyasi hamlelere dâhil olamayız; olmamalıyız. Dolayısıyla, seçimler ya da son dönemde ülke gündemimizde olan gelişmeler ve uluslararası siyasi hamlelere tanıklık ettiğimiz bu günler, bizleri yolumuzdan alıkoymamalı. Yolumuz, Güçlü Türkiye yolu.
Türkiye artık, sadece lokal bir bölgede kalacak ve sınırlı düzeyde bir büyümeyle yetinecek bir ülke değildir sevgili dostlar.
Hedefi, dünyada ilk 10 ekonomi arasında yer almak olan Türkiye’mizin, bu amaca kararlı adımlarla yürümeye devam etmesi için, biz iş dünyası temsilcileri başta olmak üzere hepimizin artık elini taşın altına koyma zamanıdır.
MÜSİAD olarak, Türkiye’nin dünya arenasında hedeflediği başarıya erişmesi ve bunu sürdürülebilir kılması için var gücümüzle çalışıyoruz.
Meselesi Türkiye olan dostlarımızla birlikte hareket ederek, bu başarıya en kısa zamanda ülkemizi ulaştırmak istiyoruz.
MÜSİAD olarak, Mayıs Ayında bir yenilenme sürecine girdik ve adına “tazelenme” dedik.
Mevlana’nın, yolumuza ışık tutan dizeleriyle;
“Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”.
Dünümüzü unutmadan; tarihimize, değerlerimize bağlı kalarak, yeniye, yarına yürüyeceğiz. Dün söylenen sözleri kalplerimizde, zihinlerimizde muhafaza ederek, onlardan beslenerek, yeni şeyler söyleyeceğiz.
Değerli Misafirler,
MÜSİAD, bilgiye, saha enformasyonuna ve elbette ekonominin kılcal damarlarından gelen geri beslemeye hâkimdir. Bu nedenle yeni dönem, MÜSİAD’ın bilgi ve fikir üretme yani değer üretme ekseninde oluşan bir tazelenme hareketidir.
MÜSİAD, yerel ve global ölçekteki saha yaygınlığı, sektörel yetkinliği, üye sayısı ve profil zenginliği, geniş nüfuz alanı, sosyal yapının her kesimine ulaşan proje ve etkinliği ile milletinin ve devletinin hizmetinde olacaktır.
Bizim bütün çabamız, Türkiye’mizin, gelecekteki yerini kendisi tayin eden, dünyada söz sahibi ülkeler arasında yer alması yönündedir.
Çok çalışacağız. Kazanımlarımız için çalışacağız. Medeniyetimiz için, değerlerimiz için, evlatlarımız ve nesillerimiz için, her zamankinden fazla çalışacağız. Hep birlikte başaracağız; beraber!
Değerli Misafirler,
Sözlerimi tamamlarken, bu güzel organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Abdurrahman Kaan
MÜSİAD Genel Başkanı